“Merhaba. Sizlere Phoenix Radyo’dan sesleniyorum. Bu yayın Adelaide Norris’e ithaf edilmiştir.”
“Saldırı altındaki her kadının kendini savunma hakkı vardır. Şiddetin daimi mağdurları olduğumuz durumlarda, zırh kuşanıp kendimizi savunmalıyız, haksız yere saldırıya uğradığımızda karşı koymalıyız.”
“Özgürlükten mi bahsediyorsun? Özgürlük senin, tam burada ve senin hakkın.”
“İyi akşamlar. Ben Honey. Sizlere yeni Phoenix ve Ragazza Radyo İstasyonundan sesleniyorum. Burası sadece kadınların kurtuluşuna değil, bizi baskılayan ve ezen bütün kanunları yıkmaya ve yeniden inşa etmeye adanmış bir istasyon.”
“Günaydın. Ben yeni Phoenix Ragazza Radyo İstasyonundan Isabel. Adelaide Norris ve Kadın Ordusu adına bir açıklama yapmak istiyorum. Cinayeti bütün kadınlar açısından, karşılaştığımız mücadelenin bir uyarısı görevini görüyor. Gerçek işitilecek ve bu yaşananlar her yerde anlatılacak. Bu sadece kadınların ezilmesinin hikayesi değil. Bu cinsiyetçilik, ırkçılık, bağnazlık ve milliyetçiliğin, sahte din ve devlet kontrolündeki kilisenin dine hakaretinin, çevrenin zehirlenmesi ve nükleer savaşın, güçlünün güçsüz üzerindeki tahakkümünün, insan ruhunu bir kafeste bir fare gibi köşeye sıkıştıran hasta ve ahlaksız manipülasyonların da hikâyesidir.”
“Çevrilmemiş taş bırakmadan her şeyi, ağzımızdan çıkan her kelimeyi, her eylem ve her düşünceyi baştan sona yeniden irdelemek, hem birey hem de topluluk olarak herkesin, bu yeni çağın elçileri olarak kadın ve erkek hepimizin sorumluluğudur.”
“İnsan sevgisinin kapsamı ve yapabilecekleri, hepimizin girdabına kapıldığı bu uçsuz bucaksız evren kadar geniş ve kapsayıcı; birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.”
“İhtiyacımız olan tek şey yaşayacak ve uyuyacak bir baraka. İhtiyacımız olan tek şey üzerinde yaşayacağımız ve öleceğimiz bir parça toprak. İstediğimiz tek şey bir çift ayakkabı, birkaç çorap ve bir parça ekmek. Yarına inanmak için ihtiyacımız olan tek şey işte bunlar.”
Senaryo:Cesare Zavattini, Vittorio De Sica, Suso Cecchi D’Amico, Mario Chiari, Adolfo Franci
Agnès Varda’nın Toplayıcılar’ı (Les glaneurs et la glaneuse, 2000) “toplayıcı” (glaneur) kelimesinin etimolojisini araştırarak başlıyor. Toplamak ne demektir? Kimler toplama ihtiyacı hisseder? soruları çevresinde film devam ediyor.
“Toplayıcılık mecazi bir şekilde zihinsel bir eylem olarak tanımlanır. Gerçekleri, eylemleri, olayları, bilgileri toplamak; benim gibi unutkan biri için topladığım bu nesneler bana nerelere gittiğimi hatırlatıyor.”
“Lens kapağının dansı”
“Oyun nerede biter, sanat nerede başlar?”
“Tavandaki su sızıntısı soyut bir manzara resmi gibi: Tapies, Guo Qiang, Borderie.”
“Kadranları olmayan bir saat, tam benlik. Zamanın geçtiğini görmüyorsunuz.”
“Çürümüş, atılmış, bozulmuş, küflü şeyleri ve çöpleri çekmeyi seviyorum. Market kapandığında atıklar ve çöpler içinde alışveriş yapanları asla unutmadım.”
“Fırtınadan kaçan toplayıcılar, Hedouin (1857)”
Varda, “artık”ları toplayanların izini sürerken Fransa’nın “görünmez” insanlarının da portresini çıkarıyor. Fransızca adında “Toplayıcılar ve toplayıcı (kadın ön ekli)” diye ifade edilen, İngilizcesinde cinsiyet bildiren ön ek olmadığından “Toplayıcılar ve Ben” diye çevrilen filmin adı imasının içini başarıyla dolduruyor. Sinemacının kendisinin de bir toplayıcı olduğu filmin kendisinin de bir toplama eylemi olduğunun defalarca altını çiziyor Varda. Bir sahnede patates toplayıcılarını takip edip onları kameraya çekerken bir sonraki sahnede müzeye gidip patates toplayıcılarını resmeden bir tablo hakkında konuşuyor. Böylece, patates toplayıcılarına “bakan” Varda ile müzedeki tabloya bakan Varda arasındaki benzerliğe işaret ediyor belki de.
“Çocuk daha henüz çocukken kollarını sallayarak yürürdü. Derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın sel, bir su birikintisinin de deniz olmasını.
Çocuk henüz çocukken çocuk olduğunu bilmezdi. Her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi. Çocuk henüz çocukken hiçbir şey hakkında fikri yoktu. Alışkanlıkları yoktu Bağdaş kurup otururdu, sonra koşmaya başlardı. Saçının bir tutamı hiç yatmazdı ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi…
Çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti. Neden ben benim de sen değilim, Neden buradayım da orada değilim. Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor, Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı? Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
Gerçekten kötülük var mı? Gerçekten kötü insanlar var mı? Nasıl olur da ben olan ben olmadan önce var değildim ve nasıl olur da ben olan ben, bir zaman sonra ben olmayacağım…
Çocuk daha henüz çocukken ıspanağı, bezelyeyi, sütlacı ve karnabaharı ağzında geveleyip dururdu, ama şimdi hepsini yiyor, üstelik mecburiyetten değil.
Çocuk henüz çocukken bir keresinde yabancı bir yatakta uyandı. Şimdi tekrar tekrar uyanıyor. Bütün insanlar güzel görünürdü, şimdi ise sadece bazıları. Cenneti gözünün önüne getirebiliyordu, şimdi ise tahmin ediyor. Hiçliği düşünmezdi, bugün ondan ürküyor.
Çocuk henüz çocukken hevesle oyun oynardı, şimdi ise ancak yaptığı işle heyecanlanıyor. Çocuk daha henüz çocukken elma ve ekmek yemek yeterliydi. Bu bugün de böyle. Dutlar ellerini doldururdu, bugünkü gibi Taze cevizler buruşuk bir tat bırakırdı ağzında, hala bırakıyor.
Çocuk henüz çocukken bir dağın doruğuna vardığında biraz daha yükseğini arzulardı hep, Büyük bir şehir gördüğünde daha büyüğünü isterdi, bugün de böyle bu. Coşkuyla ağaçların dallarına tırmanırdı tepedeki kirazları toplamak için, bugün de böyle bu. Kızarırdı yüzü yabancıların gözü üstündeyken, bugün de bu değişmedi. Sabırsızca ilk düşen karı beklerdi, bugün de yaptığı gibi.
Çocuk daha henüz çocukken zıpkın gibi bir çomak fırlattı ağaca bugün hala titrer çomak o ağaçta.”
(Peter Handke, Çocuk Olmanın Şarkısı)
“Burada, açık havada, insanın kafasını ışığa doğru kaldırmasının avuntusu güneşin aydınlattığı renkleri insanların gözlerinde görme avuntusu.”
“Zamanı tanıyamayacak kadar çok renginiz var. Bu renklere takılıyor ve hep gecikiyorsunuz.”
“Yağmurun altında şemsiyesini kapatıp kendini ıslanmaya bırakan bir kadın yolcu”
“Hiçbir şey düşünmemek, sadece burada olmak. Berlin… Burada bir yabancıyım ama yine de her şey çok tanıdık. Kaybolma ihtimalim kesinlikle yok. Ne yöne gidersen git, sonunda duvara varıyorsun.”
“Zaten kapalı olan gözleri tekrar kapamalı, o zaman taşlar da yaşar.”
“sabah güneşi bir çocuğun bir çift gözü bir şelalede yüzebilmek yağmurun ilk damlalarının lekeleri güneş sek sek oyunu yaprakların damarları rüzgarda dalgalanan otlar taşların renkleri bir derenin dibindeki taşlar ufuk odadan bahçeye düşen ışık gece uçağı elleri bırakıp bisiklet sürmek“
“Dünya sanki kararıyor ama ben, şarkımda, en başta olduğu gibi, beni ayakta tutan şarkımda, şimdinin karmaşasından ve gelecekten korunuyorum.”
“Dışarıda, ışığın imparatorluğunda, özleyeceğim tek şey kuşlar olacak.”
“Kim olduğumu sorsalar söyleyemem. Kendimi tanımıyorum. Memleketim yok ve bundan memnunum. Buradayım, özgürüm, istediğimi hayal edebilirim, her şey mümkün. Başımı kaldırmam yeterli. Hemen dünya oluveriyorum.“
“Gökyüzündeki güneşten başka güneşler daha var Cassiel. Gecenin derinliğinde bugün ilkbahar başlayacak.”