İstanbul’u Yeniden Çizmek: Duyumsal İstanbul Transkriptleri

Genel anlamıyla transkripsiyon, “Veriyi, bir ortamdan bir başkasına aktarırken yeni ortamın gerektirebileceği biçime çevirmek” anlamına gelir. Müzikte transkripsiyon ise bir parçanın orijinal olarak yazılmış olduğu enstrümandan farklı bir enstrüman için değiştirilmesidir.

Bernard Tschumi’nin Manhattan Transkriptleri (1976-1981), mimarlığı mekan – olay – hareket başlıklarında inceleyerek mimarlığın yalnızca mekan ve biçim hakkında değil; aynı zamanda olay, eylem ve mekanda ne olduğu üzerine olduğunu söyler. Manhattan Transkriptleri, gerçeklerle hayal arasında asılı kalan bir mimari çizim koleksiyonudur.

Duyumsal İstanbul Transkriptleri ile mekanı yeniden kurmada mekan – hareket – algı başlıklarıyla incelemeler yapmak amaçlanıyor. Mekan deneyiminde duyusal filtre ve bellek katmanının etkilerini de tariflemeye çalışmak isteniyor.

Henüz tamamlanmamış olsa da, bellek katmanına dair bir öneri olabilir: Çizim serilerine kokunun(?) hatırlattıklarına dair bir anlatı ilavesi ?

Mısır Çarşısı’nı yeniden çizmek:

belleksel katmana dair: Duyumsamalarla İsim Şehir oyununun bir katılımcısı Engin Grantepe’nin (Karanlıkta Diyalog rehberi, TEDx Konuşması için) anlattıklarından hareketle:

“Bu koku, mistik atmosfer beni çocukluğuma geri götürüyor.
Buraya ne zaman gelsem, mekanın kubbelerini hayal edip hala kubbelerdeki güvercin yuvalarını görebiliyorum.
1983-85 yıllarında Eminönü-Beyazıt arasında yürüyüs yapardım. Eski kasetler, ‘Ses’ ile ‘Hayat’ dergilerinden satın alırdım, burası bana o günleri hatırlatıyor… “

Yerebatan Sarnıcı:

belleksel katmana dair: “Aydınlıktan karanlığa, karanlıktan yeniden aydınlığa giden bir deneyim…
Karanlığın içinden hafifçe gelen suyun sesi ve sarnıcın içinde gezen insanların uğultusu eşliğinde sanki kayboluyorum, kendimi geçmişte buluyorum. Gyllius* gibi sarnıcı sandalla geziyorum. Suyun şekillendirdiği sütunlar henüz pürüzsüz.
Suyun sesiyle balıkları seyrederken gözden kayboluyorum.

Mecidiyeköy Viyadük:

Emirgan Korusu:

Cevahir Avm:

noktasal katman – koku, iç içe geçmiş çemberler – ses, mekandaki hareketi temsil eden plan ve kesit düzlemindeki diyagramlar eşliğinde

sesi fotoğraflamak üzerine bir makale: A Visual Imprint of Moving Air: Methods, Models, and Media in Architectural Sound Photography, ca. 1930

AURA-İstanbul kapsamında Bahar 2019 döneminde yaptığım araştırmayı (İstanbul Üzerine Duyusal Bir Deney: Sinestezik Deneyimlerle Çoklu Mekan Tarifleri) buradan inceleyebilirsiniz.

bi’ meşgale buldum! (I)

Uzun bir süredir aklımı meşgul eden ama bir türlü toparlayamadığım düşünceler bütününü, umarım bir yerlerde rastladıkça çeşitli kaynaklarla besleyerek anlatmaya çalışacağım.

Fotoğraf 1,2 / Fotoğraf 3

Birkaç soruyla başlayalım:

Görselde geçmişi ve bugününe dair ipuçları edindiğimiz yapı hakkında hiçbir bilgimiz olmadan, yalnızca fotoğraflara bakarak bu yapıyı nasıl algılarız?

Hangi duyusal deneyimler daha baskındır?

Mekan algısının oluşmasında pek çok farklı, kişisel etkenler de söz konusu olduğu düşünülürse, bu mekana dair izlenimler sonucu birden çok, kesin olmayan ‘muğlak’ mekan tariflerine mi ulaşırız?

“duyulara dayanan muğlak mekan tarifleri”

Bu yapı, Buzluca Anıtı. Mimarı Georgi Stoilov. İnşaası için çoğu gönüllülerden oluşan  6000 kadar insan yedi yıl boyunca çalışmış. 1989’da Bulgar Komünist Partisinin yönetimi bırakmasının ardından yapı terk edilmiş. Ayrıca anıtın olduğu  Buzluca Dağının tarihi bir önemi var. 


Anıta dair yalnızca bu özet bilgi haricinde, zengin bir “bellek” birikimiyle ve bizzat yerinde deneyimleme sonucunda aynı sorulara yanıtlarımız nasıl değişirdi peki?

Üzerinde durmak istediğim konu yalnızca bir yapıyla, bu yapıyla ilgili değil. Mekan algısının değişkenliğinin, kişiselliğinin bize anlatacakları. Algı, pek çok tetikleyici sonucu oluşan aslında kümülatif bir deneyim süreci. Şimdilik 5 adet olarak tanımlanmış duyularımız * ve diğer etkenler (bellek, kültür, vs.) birleşip çok duyulu mekansal deneyimlere götürüyor bizi.

*[ara not: Rudolf Steiner’in duyular üzerine çalışmalarına dayanan antropoloji ve spiritüel psikoloji 12 duyu ayırt eder: dokunma, yaşam duyusu, öz-hareket duyusu, denge, koku, tat, görme, sıcaklık duyusu, işitme, dil duyusu, kavramsal duyu, ego duyusu. Albert Soesman, Our Twelve Senses: Wellsprings of the Soul, Hawthorn Press (Stroud, Glos), 1998. Tenin Gözleri, Juhani Pallasmaa s.53 ]

Mimarlık bir duyumsama süreci ise ve bu duyumsamanın öznelliği aynı mekanın çok başka tarifleri/ deneyimleri şeklinde sonuç buluyorsa, bu çokluluk ya da muğlaklık durumunu nasıl temsil edebiliriz, formüle edebilir miyiz? Aynılaşmaya sürüklendiğimiz bu çağda, bu çoklu-değişken sonuçlar, temsiller; aslında bize ‘görünmeyen biçimde’ aynılaşmanın imkansızlığını mı söyler?

“Duyumsama eylemi, sınırsız bir durum önünüze çıkartır, her şey yüzeye dağılmaya başlar ve mimari bileşenler ışık, ses, koku gibi dokunma duyusuyla algılanamayan şeyler olur ve zihinde bunlara hacimsellik anlamı yüklenir. Duyumsama sürecini düşündüğünüzde yarattığınız mekanın anlatımı için farklı temsil yöntemlerini kullanmak veya denemek gerekli olabilir. Zihinde olan durumların farklılığı, ilginçliği, çeşitliliği temsili tetikler ve hayal dünyasını iki boyuta nasıl aktaracağınız farklı bir mimarlık pratiği yaratır, mekan tanımlamalarınız farklılaşır çoğalır. “
Duygular ve duyumsama sürecine dair bir yazı, alıntının tamamı