1. Bir kent parçasını (Mecidiyeköy) ‘yürüyen’ beden çevresinde söküme uğratmak 2. Yürüme eylemiyle alanın bilgisini kurma ve mevcut kent parçalarındaki potansiyelleri açığa çıkarma 3. Açılımlar: Yürüyen bedenin etrafını kuşatan kent parçaları
“ Öykü, aşağıda, yerde, adımlarla başlar. Çok sayıdadır adımlar ama bu sayılar birbirini takip etmez. Adımları saymak mümkün değildir çünkü her biri niteldir nicel değil: Dokunmayla edinilen kavrayış tarzı ve kinetik bir onamadan ibarettir. Bu adımlar bir araya gelip kımıldandıklarında, sayılamayacak kadar çok tekillik kaynaşır içlerinde. Adımların oyunları uzamları biçimlendirir. Adımlar, mekanlar arasında mekik dokur, dokular oluştururlar. İşte bu nedenle “varlığıyla gerçekten kenti oluşturan” ama “fiziksel bir toplanma yerinden yoksun” “şu gerçek sistemlerden birini” oluşturur yayalara özgü devinimler. Bu hareketler belli bir yere konumlandırılamazlar: Uzamı oluşturan, uzamlaşan onlardır.”
Michel de Certeau, Gündelik Hayatın Keşfi
Sevgili Özlem (Delikanlı) ile az zamanlara sığdırdığımız fakat pek heyecanlandığımız, geliştirilmek üzere rafa kaldırılmış projemiz SOBE: Saklı Kenti Bul!
Genel anlamıyla transkripsiyon, “Veriyi, bir ortamdan bir başkasına aktarırken yeni ortamın gerektirebileceği biçime çevirmek” anlamına gelir. Müzikte transkripsiyon ise bir parçanın orijinal olarak yazılmış olduğu enstrümandan farklı bir enstrüman için değiştirilmesidir.
Bernard Tschumi’nin Manhattan Transkriptleri (1976-1981), mimarlığı mekan – olay – hareket başlıklarında inceleyerek mimarlığın yalnızca mekan ve biçim hakkında değil; aynı zamanda olay, eylem ve mekanda ne olduğu üzerine olduğunu söyler.Manhattan Transkriptleri, gerçeklerle hayal arasında asılı kalan bir mimari çizim koleksiyonudur.
Duyumsal İstanbul Transkriptleri ile mekanı yeniden kurmada mekan – hareket – algı başlıklarıyla incelemeler yapmak amaçlanıyor. Mekan deneyiminde duyusal filtre ve bellek katmanının etkilerini de tariflemeye çalışmak isteniyor.
Henüz tamamlanmamış olsa da, bellek katmanına dair bir öneri olabilir: Çizim serilerine kokunun(?) hatırlattıklarına dair bir anlatı ilavesi ?
Mısır Çarşısı’nı yeniden çizmek:
belleksel katmana dair: Duyumsamalarla İsim Şehir oyununun bir katılımcısı Engin Grantepe’nin (Karanlıkta Diyalog rehberi, TEDx Konuşması için) anlattıklarından hareketle:
“Bu koku, mistik atmosfer beni çocukluğuma geri götürüyor. Buraya ne zaman gelsem, mekanın kubbelerini hayal edip hala kubbelerdeki güvercin yuvalarını görebiliyorum. 1983-85 yıllarında Eminönü-Beyazıt arasında yürüyüs yapardım. Eski kasetler, ‘Ses’ ile ‘Hayat’ dergilerinden satın alırdım, burası bana o günleri hatırlatıyor… “
Yerebatan Sarnıcı:
belleksel katmana dair:“Aydınlıktan karanlığa, karanlıktan yeniden aydınlığa giden bir deneyim… Karanlığın içinden hafifçe gelen suyun sesi ve sarnıcın içinde gezen insanların uğultusu eşliğinde sanki kayboluyorum, kendimi geçmişte buluyorum. Gyllius* gibi sarnıcı sandalla geziyorum. Suyun şekillendirdiği sütunlar henüz pürüzsüz. Suyun sesiyle balıkları seyrederken gözden kayboluyorum.
Mecidiyeköy Viyadük:
Emirgan Korusu:
Cevahir Avm:
noktasal katman – koku, iç içe geçmiş çemberler – ses, mekandaki hareketi temsil eden plan ve kesit düzlemindeki diyagramlar eşliğinde
sesi fotoğraflamak üzerine bir makale: A Visual Imprint of Moving Air: Methods, Models, and Media in Architectural Sound Photography, ca. 1930
AURA-İstanbul kapsamında Bahar 2019 döneminde yaptığım araştırmayı (İstanbul Üzerine Duyusal Bir Deney: Sinestezik Deneyimlerle Çoklu Mekan Tarifleri) buradan inceleyebilirsiniz.
Atopy (ατοπία, atopía – placelessness, unclassifiable; Socrates has often been called “átopos”)
— zamansal boşluk —
Sinbiatopia, yalnızca Kadıköy’e değil, farklı kent parçalarına da yayılmayı amaçlıyor. Karadan doğan yaşamsal birimler yavaş yavaş dağılarak suya, gökyüzüne dokunmak, kontrol edilemez bir hal almak istiyor! Sinbiatopia sınır tanımıyor! Artık her yerde ya da hiçbir yerde!
Sinbio-topia’da yaşamsal birimlerin hareketi ve ortaklaşma yöntemine dair fikirsel ipucu
Sinbio-topia’da neler oluyor?
Sinbio-topia, ilişkileri arttırmayı ve aktarmayı amaçlayan bir akışlar mekanı. Burası üç ana birimden oluşuyor. Somut üretim (tangible production – agriculture and handcraft based production), soyut üretim (intangible production – educational, library about collectivism, sustainable living etc. , meetings, researching new methods of transforming waste materials) ve asılı konutlar bulutu ( housing in the air : floating houses are suspended from their tops with a suspended railway system – this railway system provides two kind of movement to increase the relations between temporal and permanent usage dwellings to live in ‘co-housing’). Konutlar bir temel birimden türevlenerek çeşitlendirilmiştir (Bir konuttaki uyuma, yemek hazırlama/yeme, birlikte/yalnız serbest vakit geçirme eylemlerinin mekanlarının eklenmesi-çıkarılması yöntemiyle farklı tipolojide birimler elde edilmiştir). Yan yana gelen birimlerin ortaklaşabilmesi için komşu olacak yüzeyler bu birleşmeyi sağlayabilecek şekilde tasarlanmıştır. Konutlar yan yana gelince aradaki ortak katlanır paneller açılarak iki birim tek birime dönüşür ve ortak yaşam başlar.
Konut bulutundaki her konut, belirli periyotlarla (3-7 günde bir) diğer birimlerdeki sabit parçalarla simbiyotik bir kenetlenme yapar. Bu simbiyotik kenetlenme organik ve inorganik atıkların konut birimlerinden aktarıcı parçaya verilmesi ve bu aktarıcı parçadan tarımsal vs. üretimin alınması ilişkisine dayanır. Organik atıklar kompost üretimi için tarımsal üretimin olduğu birimde işleme alınırken; inorganik atıkların bir kısmı araştırma merkezinde üzerinde deneyler yapılmak üzere ayrılarak kalan kısmı ana geri-dönüşüm merkezine gönderilir. Ana geri-dönüşüm merkezi, zemin kotunda yer almaktadır ve burada konut bulutundan gruplanmış biçimde gelen inorganik atıkların (cam,plastik, vs.) geri dönüşümü üzerine çalışmalar yapılmaktadır (dolgu alanında, konut birimlerinin 40 metre gibi geniş açıklıklı bir uzay kafes sistemine asılı tek bir çekirdekle taşıtılıyor oluşu, geleceğe dair bir spekülasyon olarak gerekli teknolojilerin sağlanmış olduğu varsayılarak bilinçli olarak alınmış bir karardır).
Zemin kotunda ağırlıklı olarak Sinbio-topialıların ve kentte tarım yapmak isteyenlerin ortaklaşa kullanabilecekleri Community Garden yer almaktadır. Burası her ay farklı sebze-meyve ve çeşitli bitkiler yetiştirmek üzere programlanmıştır. Kalıcı kullanıcılar bu bahçenin sürdürülebilirliğinden sorumludur fakat dönem dönem gönüllülerin yardımına açık görev listesi yayınlanmaktadır (ortak-sanal bir ağ sistemi aracılığıyla?). Bu açık çağrıyla ilgilenen gönüllüler konut bulutundaki geçici konaklama birimlerinde görev sürelerine göre kalabilirler ve mutfak, yemek alanı vs. gibi ihtiyaçlarını buranın kalıcı kullanıcılarının konut birimlerine bağlanarak giderirler. Sinbio-topiada kalabilmek için buradaki üretime katkıda bulunma veya üretimi paylaşma, dağıtma şartı vardır. Community garden’dan elde edilen ürünler zemin kottaki Açık Mutfak’ta pişirilir fakat asıl işleme tabii tutulması ( soyulma,paketlenme, pişirilme-reçel,salça vs.-) üst kotta gerçekleştirilir ve buradan Konut Bulutuna aktarılır. Bu Açık Mutfak’ta Sinbio-topia’da yaşamayan insanlar da yemeklerini hazırlayıp ortak yemek yeme alanlarında/ yarı açık pavilyonda yemek yiyebilir. Kadıköy sahilinde yiyecek, içecek satanlar yiyeceklerini burada hazırlayabilir. Açık mutfak kent kullanımına açıktır, ortak paylaşım mekanıdır. Ayrıca yine zemin kotunda bulunan satış birimlerinde ihtiyaç fazlası, artan üretimler satışa sunulabilir veya Kadıköy’deki pazarlara gönderilerek satışı sağlanabilir. El üretimleri yapılan atölyede çeşitli ahşap işçilikleri (‘community garden için kendi bitki kabını, pergolanı.. kendin yap’); atık ambalajlardan, kullanım fazlası malzemelerden yeni üretimlerin yapılması ve dilenirse bunların satılması gibi işlemler gerçekleştirilir. Bu yüzden zaman zaman Takas Alanı ile ortaklaşmalar gerçekleşebilir. Sinbio-topia’da ayrıca çeşitli buluşma mekanları, birimleri birbirine bağlayan geçitler, sokak sanatçılarının kullanabileceği sahneleşmiş serbest alanlar da yer almaktadır.
Sinbio-topia’da üretim ve sirkülasyon üst üste düşmektedir. Bu yüzden bu iç içeliğin kurgusuna önem verilmiştir. Yaşamsal ve fonksiyonel birimler farklı biçimlerde bir araya gelip ayrılarak zeminden üst kotlara çıkıldıkça farklı yoğunlaşmalar ve boşluklar meydana getirir. Bunun yanı sıra, zemin kotundan yukarı çıkıldıkça kamusallıktan mahremiyete ‘yumuşak bir geçiş’ (?) olması amaçlanmıştır. Sinbio-topia, kendi içerisinde sürdürülebilir bir yaşam kurmayı hedeflerken, bu kent parçasını dinamik kılan, akışlardan gelen günümüz kullanıcılarına da kucak açmayı umar. Ayrıca bu akışlardan da enerji elde etmek amaçlanır ve ‘piezoelektrik’ ile yürüyerek elde edilebilen enerjinin, gece de tarımı sürdürebilmek için Community Garden’ın led ile aydınlatılmasında kullanılması düşüncesi vardır. Sinbio-topia’nın sakinleri ve buranın akışlarından kopup gelen kullanıcılarına sunduğu bir de iç içe geçmiş iskelesi vardır, ki başka bir buluşma mekanı olması amaçlanmıştır. Bu iskele üç ana birimi birbirine bağlayan 5 metre yükseklikteki dairesel köprüye bağlanmıştır. Sinbio-topia’da süren üretim süreçlerine dahil olmadan, bağımsız biçimde de buraya ulaşılabilmesi düşünülerek bu ortak köprüye tutunması sağlanmıştır. İskeleye ulaşım için hayli yol alınması gerekmektedir; zaten Sinbio-topia’da sirkülasyon ve akışlar olabildiğince arttırılarak dinamik bi yapı sağlanmak istenmektedir ki bu durum piezoelektrikle enerji elde etmek yoluyla sistemin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak gibi faydacı bir amaç gütmektedir. Ayrıca fotovoltaik panellerle de enerji dönüşümü sağlanacaktır. Sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak bir diğer unsur olarak Community Garden’ın strüktürüne yağmur suyunu toplama kanalcıkları eklenerek küçük depolara aktarılması sağlanacak, ihtiyaç oldukça bahçede bu su kullanılacaktır.
“Belki Constant’ın New Babylon’u dönüp bir daha okunmalı.”
Constant’ın “Yeni Babil” tasarısında öngörülen geleceğin kenti, sürekli değişen davranışlara uyabilme fikirine dayanır. Doğrudan ilişki ve etkileşimi arttırmak hedeflenir. Sürekli uzamsal bir konstrüksiyon olarak tasarlanan geleceğin kenti, kolonlar üzerinde havaya kaldırılmış sürekli yapılaşmadan oluşur. Burası çok katmanlı strüktürlerden oluşan bir şebekedir. Yapılaşmanın havaya kaldırılmasıyla, serbest bırakılan mekan ve zaman kavramlarında farklı algılamalar yaratılabilir hale gelir. Bu farklı algılamaları ise, insanın hayalgücü ve yaratıcı gücü sağlayacaktır. Bu yüzden, sektör içinde işlevsel bölünmeler ve tasarlanmış farklılıklar anlamsızdır. Bu kent, daha ziyade standart ve hareketli elemanlarla, sürekli değiştirilebilen, küçük ve büyük mekanlardan oluşur. Kentin sınırsızlığı, her geçen gün yeni durumların ortaya çıkmasıyla, yeni mekanlar üretebilme özgürlüğünü ifade eder. Yeryüzüne dokunmadan tüm dünya yüzeyini saracak kent, doğal peyzaja hiçbir şekilde zarar vermez. Serbest kalan zemin ise, trafiğin akışına bırakılmıştır. Trafik yoğunluğundan arınan kentte insan, hareket özgürlüğünü yeniden kazanır. Burada yerleşik düzen yoktur; göçebe bir hayat öngörülmüştür. Bu göçmenlik, farklı rastlantılara olanak sağlayıp; kültürel etkileşimi güçlendirecektir. Kentte dair önerilerinde, rastlantılarla sağlanan kültürel etkileşim sayesinde sosyal bir kent ortamı ortaya çıkacağı idda edilir. Böylelikle insanlar, boş zamanlarını değerlendirmek için hobiler edinmek ya da klüplere gitmek yerine, toplu etkinliklere katılırlar. Yeni Babil önerisinde, mekan çeşitliliği oyununun dışında, durumlar yaratacak tekniklerin incelikli tarifleri yapılmaz. Tüm dünyayı saran bir labirentin raslantılara izin veren heyecan verici yapısı ve kolektif etkinliğin gücünden bahsedilir.
Artık geleneksel yerleşim alanlarında olduğu gibi çekirdeklerden oluşmak yerine, katedilen bireysel ve ortak mesafelere ve sapmalara göre organize olan yeni bir yapının temel özelliklerini çıkarsayabiliriz: birbirine bağlı olan, böylece gelişebilen ve her yöne doğru uzayabilen zincirler oluşturan birimlerden oluşan bir ağ. Bu zincirlerde, hizmetler ve toplumsal yaşamın organizasyonuna ilişkin her şey bulunur. Ağın bağlantı noktalarında ise, tamamen otomatikleşmiş –ve insansızlaşmış– üretim birimleri. (…)
“ Yeni Babil hiçbir yerde bitmez (dünya yuvarlak olduğundan); sınır tanımaz (artık milli ekonomiler var olmadığından); ya da topluluklar (insanlık akışmakta olduğundan). Her yer herkese açıktır. Bütün dünya sahiplerinin evi haline gelir. Yaşam, her an farklı görünecek kadar hızla değişen dünya üzerinde bitimsiz bir yolculuktur.” Constant Nieuwenhuys (1970)
“İmkansız gibi görünen alternatif dünyalar, çok ciddi mimarlık projeleri üreten bir nesli etkilemeyi başarmışlardır.” Peter Lang (2005)
Yeni Babilli, yaratıcı etkinliğinin herhangi bir ânında diğerleriyle doğrudan temas halindedir. Eylemlerinin her biri umumidir, her biri aynı zamanda başkalarına da ait olan bir ortamda gerçekleşmekte ve anlık tepkilere sebep olmaktadır. Yani bu eylem artık bireysel karakterini yitirmiştir. Ayrıca her tepki, başka tepkileri uyandırabilmektedir. Bu nedenle burada müdahaleler, ancak kritik noktaya ulaşan bir durum “patladığında” ve başka bir duruma dönüştüğünde sonlanan zincirleme tepkiler oluşturur. Bu süreç bir kişi tarafından kontrol edilemez; zaten onu kimin başlattığını ve daha sonra kimlerin ona karışacağını bilmek mühim de değildir. Burada kritik an (doruk noktası), gerçek bir kolektif yaratıdır. Yeni Babil dünyasının ölçü birimi, mekân-zaman çerçevesi; her ânın son ânı izlediği bir ritimdir.
Hiçbir düzenin tanınmadığı Yeni Babil’de toplumsal yaşama şekil veren, sürekli değişen durumların dinamiğidir.
Koskoca mesafeleri katettiğinde bile homo faber, sabit bir ikametgâha dönme yükümlülükleriyle sınırlandırılmış bir sosyal mekânda hareket etmektedir. O, “toprağa bağlıdır”. Sosyal ilişkileri, (evini, iş yerini, ailesinin ve arkadaşlarının evlerini de kapsayan) sosyal mekânını tanımlar. Yeni Babilli bu zoraki bağlardan kurtulmuştur. Onun sosyal mekânı sınırsızdır. Artık “köklü” olmadığı için, özgürce dolaşabilir: çok daha özgürce, çünkü içinden geçtiği mekân sınırsızca mekân ve atmosfer değiştirmekte, sürekli yenilenmektedir. Ürettiği hareketlilik ve yönsüzlük, insanlar arası teması kolaylaştırmaktadır. Burada bağlar hiç zorluk çekilmeden kurulur ve bozulur, sosyal ilişkiler kusursuz bir açıklık kazanır.
(…) Yeni Babil kültürünün özü, çevreyi oluşturan unsurlarla oyun oynamaktır. Bu unsurların tümünün teknik kontrolü sayesinde mümkün olan bu oyun, çevrenin bilinçli yaratımıdır. (…)
İlişkileri olabildiğince arttırmayı amaçlayan bir akışlar mekanı nasıl olabilir?
Suyla, toprakla, havayla, insanla, diğer objelerle nasıl ilişkiler kurabilir? Nasıl somutlaşabilir ve deneyimlenebilir? Mesela suya yalnızca dokunmak olarak değil de, su da gerçekten bir kullanıcıymışçasına nasıl davranabilir; su, bu mekanı nasıl şekillendirebilir, değiştirebilir? Topraktan nasıl kopabilir bu mekan zaman zaman? Peki ya akışlar, çeşitli mikro ilişkiler barındıran. Bu akışlar bize bir mobilite tarifliyorsa bu nasıl karşılık bulabilir burada? Dinamizm gerçekten mekansal bir mobil oluşla mı karşılık bulur, pnömatik birtakım sistemlerle mi, yoksa sürekli değişen kullanıcılarla mı? Hareketli birtakım sistemler olacaksa da bunun asıl sebebi, sonucu, avantajı ne olacaktır?
Parçalı birimler yerine bütüncül, değişen ama tek bir söz söyleyen bir mekanlaşma önerisi bu soruların hepsine nasıl güçlü bir cevap verebilir, hem de karşı kıyıda Haydarpaşa ile birlikte, hem de üst ölçekten bakıp Kadıköy bağlamında nasıl ele alınabilir?
Sinbio-topia; Kadıköy kıyı dolgusunda yer alan burunda, günümüz katmanında bir otopark bulunan alan için hayal edilen barınma ve bunu destekleyici birtakım alternatif öneriler de içermesi planlanan ve gelecek çerçevesinden de değerlendirilmeye çalışılan çeşitli spekülasyonlar, arayışlar, belki kayboluşlar, denemeler içermesi muhtemel bitirme projemdir. Kendisi henüz yeni yeni doğmaya başlamıştır. Zaman içerisinde onu ayakta tutacak bitakım eklemlemelerin mekanlaşma arayışında kendisine payanda etkisi yapması umulmaktadır.
Sinbio-topia 17 Ekim 2018 günü, öncesinde birkaç kişilik bilinme-duyulma oranına göre daha genişçe bir kitleye kendini duyurma ve hatta geliştirilebilmek üzere çeşitli yapıcı eleştirilerle zenginleşme şansı yakaladı. Simbiyotik mimarlık üzerine birtakım araştırmaların, ilişkilerin akışına dair sistemlerin aşama aşama modellenmesinin ve bunların Kadıköy bağlamında üst ölçekten bir daha ele alınmasının faydalı olabileceğine dair bir yorum bunlardan biri. Umarım heyecanla ele alacağım! Bir diğeri, çeşitli okumalarla derinleşebilmek üzerine; Deleuze’ün metinleri, Timothy Morton’dan Humankind gibi. Bunun dışında bir başka yorum; havanın, suyun kişileştirilmişçesine ele alınarak bu fikre nasıl etki edebileceğine dairdi. Mülkiyet kavramını sorgulamak, değiştirebilmek (Lebbeus Woods’un Horizon Houses fikrinden hareketle insan+toprak ilişkisinin değişkenliği veya çoklulaştırılması veya veya koparılması) üzerinde düşünülmesi-odaklanılması gereken bir diğer düşünceydi. Mekanik etkinin, basıncın enerjiye dönüştürülmesi sistemlerine dair – insan akışının bir enerji eldesi/sürdürülebilirlik önerisi olarak karşılık bulması – fikrin daha görünür kılınması ile ilgiliydi.
…
Çeşitli arayış ve denemelere dair gelişmeleri paylaşmak üzere,