* Rhizome is a philosophical term used to describe the relations and connectivity of things. The authors Deleuze and Guattari, have assigned this term “rhizome” referring to a relation like that of roots. They spread underground with no direction, no beginning, and no end. They are dispersed. It is opposed to the idea of a tree which has a starting point, and from there branches out in a predictable path.
fenomenal gerçeklik – duyular aracılığıyla deneyimlenen dünya
numenal gerçeklik – duyusal olmayan ve hakkında bilgi sahibi olunamayacak dünya
imkansız fenomen, simgesel-olarak-kurulmuş gerçekliğimizden dışlanan fenomen. Libidinal bir boşluk: Fenomenlerin ardında ya da altında “hakiki gerçeklik” yoktur, numenler “fazla güçlü”, fazla yoğun/ yeğin [intens(iv)e] olan fenomenal şeylerdir, çünkü algı aygıtımız kurulu gerçekliğe ayarlı durumdadır.
Mimari Paralaks, Slavoj Žižek
numenal imkansız-gerçeğin deneyimi
self-awareness– kendi sonsuzluğumuzun anlamı
zihnin uzantıları – bedenin uzantıları
prosthetic sense– prosthetic body
algı bozan hiper-mekanlar?
heyecanlı bir ara not: birtakım gerçeklik karmaşaları veya algı oyunları/ dokunsal sesin ürettiği hayali mekanlara dair dinleyiniz,
bir adım ötesi için zor bir soru:“Eğer yabancılaşmış-metalaşmış bir toplum içinde yaşıyorsak mimari ne yapmalıdır?”
Ulus Baker’in Kant felsefesine dair vurgusuna benzer bir son olsun: Birtakım fikirlerin; mekansal ve zamansal koordinatlar kazanabilmesi, ifadeli olabilmeleri dileğiyle…
bi’güncelleme: Temsil üzerinden ‘katlama’ yöntemiyle araştırılan tasarım sürecine dair çalışmamız için buraya bi’bakabilirsiniz!
yepyeni bi’ güncelleme daha: Ulusal Lisansüstü Mekânsal Çalışmalar Sempozyumu kapsamında ‘Mekan ve Temsil’ başlığı altında ‘Mekanın Temsil Üzerinden Katlama Yöntemiyle Keşfi: Feriköy Pazar Alanı Örneği’ isimli bildirimiz yayında! İzlemek için buraya da bi’bakabilirsiniz.
Bu bir ölçülemeyen(ler)in, ele avuca sığamayan(lar)ın tarifine dair denemeler için; duyusal deneyimler yoluyla mekanı keşfetmek üzerine duyumsamaların ‘isim-şehir’ ine bir davet veya açık çağrıdır! Oyuna katılmak isteyen(ler)in iletişime geçmesi rica olunur.
Bir mekanı sesle çizmek, kokuyla görmek nasıldır? Senin İstanbul’unun tadı nasıldır? gibi sorular etrafında,
Belli bir rotada işlenmiş belli mekanlar listesi olduğu görünse de, oyun rota üzerinde farklı bir deneyimin eklemlenebilmesine de açık. Duyumsamalarla isim-şehir’in tek kuralı deneyimlenmiş mekanlarda geçmesi. [Elde edilecek veriler ‘kişisel ve muğlak mekanlar bulutsusu’na kişilerin belli bir gündeki belli mekandaki deneyiminin kaydını oluşturmak üzere eklenecek.]*
*henüz kesinlik kazanmamış düşünce. İşlerliğine dair sonuç, araştırma sürecinin sonlarına doğru bir deneme olduğuna dair değiştirilebilir.
bir güncelleme: Konuyla ilgili olarak, antropolog ve yazar Ümit Hamlacıbaşı ile bir duyumsama mekanı olarak Kapalıçarşı ve gerçekleştirdiği “duyusal yürüyüş”lere dair 05 Aralık 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanan radyo yayınını buradan dinleyebilirsiniz.
aranan cevapların işlenebileceği bulutsu kartezyen sisteme dair: Principal component analysis (PCA) – a technique used to emphasize variation and bring out strong patterns in a dataset.
bi’takım sorular:
Nasıl duyumsarız ve duyumsamalarımızı nasıl ‘bilgi’ye dönüştürürüz?
Duyumsamalar üzerinden ‘biçim’i yeniden kurmak mümkün müdür?
Duyularla mekanı çizmek / temsil etmek nasıldır?
Duyular arası çaprazlamalar* mekanı daha farklı bir temsil biçimiyle ifade ederken aynı mekana dair daha önce keşfetmediğimiz başka bilgiler sunar mı?
Öznel ve ölçülemeyen bir şey, nesnel bir zeminde sunulabilir mi?
Mekanlar duyumsal arayışlara ne kadar/ nasıl karşılık veriyor?
Beyin-Beden-Zihin Etkileşiminde “Nebulöz (bulutsu, olasılıksal) kartezyen Sistem” de benzer alanlara izdüşen mekanların ortak özellikleri ne(ler)dir? (aynı kişi, farklı mekanlar / farklı kişiler, aynı mekanlar deneyim farklılıkları)Mekansal deneyimin manipülasyonu (protez, duyumsamayı engelleyici araç(lar) ile) ile değişen veriler, verilerin sistemde değişen izdüşümleri?
Bedenin olanakları çerçevesinde duyumsamanın/temsilin özgürlüğü nasıl kurulur?
Bir beden nasıl organsızlaştırılır?
Zeminsiz/ hesaplanamaz/ ölçülemez/ muğlak mekan tarifleri nasıl olabilir?
İnsan, dış niteliklerin edilgin alıcısı değil, vücut bulmuş algılayan öznedir. Dolayısıyla duyusal nitelikler dünyayla ilişkimizde kurulur. “Duyum belli bir birlikte-varoluştur (coexistence).” ²
“vücutta algılanan dünya”
Ponty, duyumları öznenin halleri veya var olma tarzları olarak görür. Algılayan özneyi duyumların yeri olarak ifade eder ve ‘Birlikte var olduğumuz dünya bile vücudun kumaşından yapılmıştır.’ sözüyle mekanın kavranışında özneyi merkeze alan yaklaşımı vurgular. Bedenin çevresindeki şeyler, öznenin hareketine göre onun çevresinde ve onunla birlikte hareket eden bir çemberdir. Bedenin ‘en ufak hareketinde tüm algı dünyasının baştan aşağı yenilenmesi’ gibi mekan da bu algıya bağlı olarak bedenin çevresinde baştan aşağı yeniden kurulur. ³
Diyagram Kolajı: bir mekan+bir beden=çok mekan, bir mekan+çok beden=çok mekan Bin Yayla, Gilles Deleuze ve Felix Guattari
“Bir beden ne yapabilir?”
bedene “müdahale”
“Eğer bedene makineler üzerinden bakarsak (Samuel Butler’ın işaret ettiği gibi), bir bedenin ne yapabileceğini söylemenin kısıtlı olmayacağı aşikardır. Bir kürek kullanırsam çok daha iyi kazabilirim. Bir teleskoptan bakarsam daha öteyi görebilirim. Bu protezler bedenin kapasitesini genişletip çoğaltırlar. İhtiyaç duyduğumda onlar benim birer parçam ve onları kullanıyorsam, onları kullanma alışkanlığı geliştirmişsem, onlardan ayrı kaldığımda, sanki bir elimi ya da gözümü kaybetmiş gibi, yokluklarını fark eder ve kendimi engelli hissederim.” ⁴
bedende“özgürleşme”
Artaud’nun ‘organsız beden’i: “Bedenini organsız bir beden yapmış olduğunda tüm otomatik tepkilerinden kurtarmış ve gerçek özgürlüğüne kavuşturmuş olacaksın.” 1947
dünyayı ‘görme’yi baştan öğrenmek?
“How do you make yourself a body without organs?” “Why not walk on your head, sing with your sinuses, see through your skin, breathe with your belly?” “Let’s go further still, we haven’t found our BwO yet, we haven’t sufficiently dismantled our self.” “The BwO is opposed to that organization of the organs called the organism.” “It is where everything is played out.” ⁵
Deleuze ve Guattari’nin ‘beden’i açık-sonlu bir oluşum (rizomatik bir sistem), organsız beden Deleuze ve Guattari’ye göre organsız beden; idealleştirilmiş bir insanın oran ve özelliklerini yalıtarak soyutlayan ve mekan tasarımına aktaran eğilime karşıt biçimde, içinde ideal olmayanı da barındıran, yaşamın akışı içinde göçebeleşmiş, belirsiz, hesaplanamaz, kontrol edilemez dünyaya yolculuk yapan bir bireydir. Organsız beden, çokluğun kendisidir.
¹ Körler Ülkesi, Jess Walter
² Algıya Göre Düşünmek, Emre Şan
³ Melike Özkan, 2014, Yaşanan Mekan: Mimari Program ile Gündelik Yaşam Pratikleri Çakışmaları, İTÜ Yüksek Lisans Tezi
⁴ Mimarlar için Deleuze ve Guattari, Andrew Ballantyne
Astra Taylor, felsefecilerle Sokrates’in ünlü “Sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değmez” sözü üzerinden gerçekleştirdiği söyleşilerden oluşan 2008 yapımı belgesel filmi “The Examinated Lİfe”ta Judith Butler ve Sunaura Taylor arasında geçen bir diyaloğa yer verir. Butler ile bedensel engellilik üzerine çalışan ve kendisi de bedensel engelli olan Sunaura Taylor, Sokrates’in sözünü ettiği yaşamın ister istemez merkezi referansı olan bedenlerini San Francisco’nun sokaklarında, çıktıkları yürüyüş boyunca onlara kendisini en çok hissettirdiği, düşündürttüğü durumlar, olaylar ekseninde sorgularlar. Beden bu söyleşi boyunca olanakları, bağımlılıkları, kuramda ve pratikte sergilediği direnç bakımından tartışılır. (“Bir beden ne yapabilir” sorusu üzerine, Özge Ejder )
“Algılamak edilgin bir tavır olmadığı gibi, dünyaya yönelik doğrudan bir temas kurma çabasıdır da. Benim algıladığım dünya bir başkasınınkinden farklı olabilir. Ama her halükarda dünya anlam yüklüdür ve ona yöneldiğimiz her anda, yönelimselliğimizi motive eden istek ve beklentiler doğrultusunda bir anlamı dışavurur. Bir ilişkisellik ve yönelimsellik olmadığı sürece bir anlamın ortaya çıkması beklenemez. Dünya ile benim aramda, algım aracılığıyla kurulmuş bir bütünsellik söz konusudur. Bu da elbette ki, bedensel-özneyi (embodied subject) gerekli kılmaktadır. ” (Yeni bir özne anlayışının imkanı olarak beden, Kaan Özkan)
Bahsi geçen metinler Felsefelogos Sayı: 51 Beden dergisinde yer almaktadır.
Aynı mekanın duyumsal türevleri alınarak farklı mekan çıktılarına ulaşmak için özneye/ öznenin deneyimlerine/ öznenin bedensel deneyimlerine mi odaklanmalı? Deleuze ve Guattari’ye göre organsız beden; idealleştirilmiş bir insanın oran ve özelliklerini yalıtarak soyutlayan ve mekan tasarımına aktaran eğilime karşıt biçimde, içinde ideal olmayanı da barındıran, yaşamın akışı içinde göçebeleşmiş, belirsiz, hesaplanamaz, kontrol edilemez dünyaya yolculuk yapan bir bireydir. Organsız beden, çokluğun kendisidir. Peki organsız bedenleşen mekan tarifleri nasıl olabilir?
Bir not: Koordinat sisteminde duyular arası çaprazlamalara imkan veren bu sistem, duyular arası hiyerarşiye dair sayı doğrusunda “sayıların küçükten büyüğe sıralanması” gibi bir kurala göre sıralanamadığından alternatif kurallar referans alınarak yeniden tariflenebilir.
mekan algısının oluşumu, duyularda baskınlık denemesi, duyuların birleşiminin yaratıcı sonuçlarına dair tartışmalar açmak amaçlı kavramsal rota görsel (sağ üst) : ‘The Question of Space’ görsel 1 sol alt: McGurk Fenomeni, aynı sesler+farklı imajlar= iki ayrı ses duyma yanılgısı görsel 2: ‘Synaesthetic Sense’ gwanju design biennale 2009 görsel 3: Bruder Klaus Chapel, Peter Zumthor
İstanbul üzerine duyusal bir deney ya da
Sinestezik deneyimlerle çoklu kent tarifleri, aynılaşmanın imkansızlığı üzerine kent ölçeğinde bir oyun
Hadi bi’ oyun oynayalım!
Bu oyun; aynı kentin farklı parçalarında, bu kentsel parçalarda bütüncül mekansal deneyimler yaşamak, mekana farklı gözlerle bakmak, mekanı işiterek, koklayarak, tadarak bir daha elle tutulmaz, ele avuca sığmaz biçimde inşa etmek amacı taşımaktadır. Önceden belirlenmiş en az 5 farklı kentsel parçada her duyu ayrı ayrı baskın unsurmuşçasına, o duyuların “gözünden” mekan tariflenmeye çalışılacak, duyuların birleşmesi durumunda temsilin nasıl değişebileceği ve dönüşebileceği üzerine kafa yorulacaktır.
Kentten bir parça : Mısır Çarşısı Bir koku mekanı olarak Mısır Çarşısı burada satılan baharatların, taneli ürünlerin dokunsallığı üzerinden tariflenirse? Ya da kalabalığın akışına kendimizi bıraktığımız durumda hangi duyular baskın gelir? işitme+dokunsallık duyularının birleşimi baskın bir unsur olarak ele alındığında nasıl bir Mısır Çarşısı temsili ile karşılaşırız? Tatsal deneyim bu mekanda nasıl tariflenir? “tadı çizmek?”Tat almayı tetikleyici pek çok öncül duyu var. Görmek (bu yemek harika kızarmış!), dokunmak (tam kıvamında kremaya(?) bir parmak çalma), koklamak (portakallı kekteki tarçın kokusu), duymak (kızaran patatesin cızırtıları)… Sanki hepsinin toplamıyla tat almak mümkünleşiyor gibi. Diğer duyuların eksikliği, kusursuz bir tat alma deneyimini mahrum bırakacak gibi. Eğer tat alma ‘ardıl bir duyumsama’ ise aynı mekandaki diğer duyusal deneyimlerin süperpoze edilmiş hali tatsal deneyime dair bir veri oluşturur mu?
Kentten bir başka parça: Mecidiyeköy Meydan Bu meydanı sessiz hayal edebilir miyiz? Burayı kokular üzerinden nasıl tarifleyebiliriz? Dokunsallık üzerinden ya da? Bir de her duyuya baskınlık vermeden, aralarında rol paylaşımı yaparak bir daha üretsek bu mekanı? Farklı bir zamanda bir daha, bir daha! Yalnız veya kalabalık olarak bu mekana karışmaya çalışarak nasıl Mecidiyeköy temsilleri üretebiliriz? Bizim Mecidiyeköy’ümüzün tadı nasıl olabilir?
Kentten bir kaçış noktası: Anadolu Kavağı Bu kentsel mekanı yalnızca işiterek, görerek, koklayarak ve duyular arası çaprazlamalarla bir daha tarif etmeye çalışsak? Anadolu Kavağı’nın tadı nasıl temsil edilebilir peki?
Kentin derinliklerine doğru: Yerebatan Sarnıcı Yalnızca mekanın sesini haritalayabilir miyiz? Bizim sesimiz de mekana karıştığında neler değişir? Mekanın geçmişini de düşünerek geçmişe yönelik bir duyusal haritalama yapılabilir mi? Yerebatan Sarnıcı’nın tadı nasıldır?
Kentte kısa bir süredir yerleşiği olduğum: Kurtuluş Burada her renkten, her telden, her şeyden ne ararsan var! Dramatik yokuşlarında Arnavut kaldırımlarının yerini asfaltın alması dokunsallık deneyimini nasıl değiştirdi? Böyle bir sokakta bavul tekerleri artık daha gürültüsüz-sessizce ilerlerken tatsal anlamda neler değişti? Kent değişirken yakın ölçekten bir bakışla(görsel duyunun baskınlığı kastedilmiyor) Kurtuluş’ta duyusal deneyimlerimiz nasıl değişiyor?
…
Bu oyunun/ arayışın sonucunda pek çok öznel, bambaşka temsiller üretileceği tahmin ediliyor. Bu oyunun; oyuncu sınırı olmayan, bireysel veya kolektif katılıma açık bir oyun olması amaçlanıyor. Her öznel temsilin sabitler ve değişkenler barındıran bir altlıkta değerlendirilmesi düşünülüyor. Temeli duyular ve duyuların birleşimine dayalı çoklu temsiller olan bu oyun ile farklı İstanbul tarifleri yapmak amaçlanıyor. Bir kentin, bir yapının da tadını tarifleme cüretinde bulunmak isteniyor. Belki birtakım biyolojik süreçlerin de irdelenmesiyle çok duyulu başka başka İstanbullar tariflemek ve mimarlığı gerçeklik düzleminden çıkararak yeniden düşünmek isteniyor.
Sinestezi, kısaca duyuların istemsizce birleşmesi demek. Renklerin ağza tat vermesi, seslerin renkler biçiminde görülmesi gibi örnekleyebiliriz bu nörolojik durumu.
Farklı sinestezik bireylerin aynı durumları algılayışları farklı sonuçlar doğuruyor. Örnekte görüldüğü üzere alfabedeki harfler farklı renkler olarak karşılık buluyor bu bireylerde.
1. Carol’ ın sinestezik alfabesi – 2. Karen’in sinestezik alfabesi
Kromestezi, seslerin renk olarak algılandığı bir sinestezi şekli. Çok çok düşük bir olasılıkla toplumda var olan bu ‘özel’ bireyler için şarkılar adeta renk cümbüşü olarak algılanıyor. Aynı zamanda bir sinestezik olan sanatçı Melissa McCracken duyduğu şarkıları şu şekilde resmetmiş:
Sanatçının bir röportajı ve resmettiği diğer şarkıları buradan inceleyebilirsiniz.
Aslında bir mekanı algılayışımız da sinestezik olmakla benzerdir.
“duyuların çoksesliliği”
Pallasmaa “Tenin Gözleri” kitabında insanın mekanı nasıl duyabildiğiyle ilgili şu sözleri söylemiştir;
Ormanda bir yürüyüş tüm duyu kiplerinin sürekli etkileşimi sayesinde zindelik ve sağlık verir; Bachelard “duyuların çoksesliliği”nden söz eder. Göz bedenle ve diğer duyularla işbirliği yapar. Bu devamlı etkileşim kişinin gerçeklik duygusunu güçlendirir ve yetkinleştirir. Mimarlık, özünde, doğanın, insan yapımı aleme doğru algılamanın zeminini ve dünyayı deneyimleme ve anlamanın ufkunu sağlayan uzantısıdır. Her etkileyici mimarlık deneyimi çokduyulu bir deneyimdir; göz, kulak, burun,ten, dil, iskelet ve kasın her birinin, mekan, madde ve ölçekle ilgili niteliklerin ölçülmesinde eşit payı vardır. Mimarlık, salt görme ya da klasik beş duyu yerine, birbiriyle etkileşen ve kaynaşan birçok duyusal deneyim alanı içerir (Pallasmaa, 2005, s.52).