“İstanbul’a 2013 yılında geri döndüğümde şehrin tamamen değiştiğini gördüm… 12 yılın ardından döndüğüm şehirde kendimi en çok evimde hissettiğim yer Masumiyet Müzesi’ydi.”
[1]
Grant Gee’nin Masumiyet Müzesi romanından hareketle çektiği Hatıraların Masumiyeti adlı belgesel, romanın ana kahramanlarından Füsun’un yakın arkadaşı Ayla’nın yıllar sonra döndüğü kenti bıraktığı gibi bulamaması, alışık olduğu imgelerin yalnızca anılarda, eşyalarda ve fotoğraflarda kalması ekseninde ilerleyerek anılarını sabitleyen birçok bellek mekanının yitimine şahit oluşunu gözler önüne seriyor. Geçmişten bir parçanın boşalan yerini yeni insanlar, yeni hikayeler ve yeni anılar doldurmaya başlıyor [2]. Bu metinde, Ayla’nın hikayesine benzer bir anlatı kurmak hedefleniyor.
“ilk ev”i anılarla yeniden kurmak: evin iskeletini kuran nesneleri de katarak “varla yok arası” bir topoğrafya oluşturmak, boşlukları (evin hatırlanmayan -anısız- köşelerini) evin uzun süreli sakinlerinin anılarıyla tamamlamak(?), hatırlananlarla kurulan ama hala eksik olan evi anılarla giydirmek, duvarlarını anılardan örmek ve evin anlamını yeniden sorgulamak.
“hatırlanamaz olanla hatıranın sentezi”
ilk ev: Yaşamın ilk dört buçuk yılının geçtiği, on yedi yıl sonra yeniden ziyaret etme şansı yakalanan ev. “Ancak hatırladıkça yaşayan bir şeye dönüşüyor.”
Uzun zaman gelinmeyecekse bir eve; üzerine beyaz örtüler serilir eşyaların, tozlanmasın diye. Böylece tüm yaşanmışlıkların üzerine bir perde çekilir, yaşam askıya alınır bir süreliğine. Zaman, örtüler kalktığında akmaya başlayacaktır yeniden, kaldığı yerden(?).
Yaşamın ilk dört buçuk yılının geçtiği bir ev, bir “ilk ev” oluşuyla farklı halleriyle zihne kazınır, farklı biçimlerde zihinde korunur. Evin zihindeki varlığını besleyen anılardır, bu evin kuytu köşesinde biriktirilen. Bir de fotoğraflar, somut göstergeler: Geçmişten belirli bir “an”ı yakalayıp bir çerçeve içinde koruyan, evin parça parça detaylarını saklayan… Sürekli akan zaman içerisindeki parçalı anılar, yıllar öncesine ait evi zihinde yeniden kurmak için parçalı ipuçları sunar. Bu ilk ev, herhangi birinin yardımı olmadan, en son dört buçuk yaşında orada bulunan bir çocuğun gözünden oldukça eksik biçimde yeniden inşa edilir. Bir çocuğun hatırladıkları üzerinden evin hangi kısımları daha belirgin canlanır dersiniz? Dışarı çıkılamadıkça oyunların oynandığı “balkon”, gündelik yaşamın büyük bir kısmının geçtiği, televizyon izlenen, aynı zamanda uyku mekanı “müdavim oda”, doğum günlerinin kutlandığı, yılbaşı ağacının kurulduğu “özel günler odası”, pencereleri arka bahçeye açılan büyük yataklı “yeşili gören oda”, ilk katlarda yaşamanın gerekliliği “tel çerçeveli pencereler”, varlığından emin olunup bir türlü detayları zihinde canlanmayan “mutfak” ve “koridor” (karanlıktan korkan bir çocuksanız koridordan koşar adım aydınlık odalara geçtikçe koridorun detaylarını gözden kaçırabilirsiniz, mesela L şeklinde olduğunu)…
“İlk ev”in kapıları kapatılıp yeni bir evde yaşam başlayınca, zamanla ilk evin anı yoğunluğu düşük köşe bucağı, zihnin karanlıklarında yer edinmeye başlar. Ancak bizzat anılar ve evin diğer sakinlerinin anlattıklarıyla aydınlanır ve yavaşça zihinde yeniden çizilmeye başlanır. Bu çizme eylemine hatırlanan nesneler, birtakım eşyalar da dahil oldukça “varla yok arası” bir iskelet doğmaya başlar. Ev bu haliyle eksiktir, bu iskeleti anılarla giydirmek ve geçmişte barındırdığı yaşamı hatırlatmak gerekir. Sanıldığının aksine geçmiş sabit değildir. Ev sakinlerince hafızaya ne aynı çizgilerle ne de aynı ışıkla gelir.
“Geçmişteki evlerin, kurduğumuz düşlerde geçmişin içselliğine yeniden kavuşacağımız evlerin, düşsel geometride nasıl göründüğünü daha yakından incelememiz gerekiyor. İçselliğin tatlı malzemesinin ev aracılığıyla kendi biçimini, içinde ilk sıcaklığı barındırdığı biçimi nasıl aldığını dur durak bilmeksizin incelememiz gerekiyor.”
[3]
– Örtü kaldırılır –
“ilk ev”e ulaşmak için yer yer fırsatçı bitkilerin bulunduğu beton basamaklardan inilir (Zamanla aşınan merdivenlerde oluşan boşlukları değerlendirmeyi en iyi onlar bilir). Biraz ilerleyince işte tam karşınızda: “ilk ev”! (Ne kadar yüksekmiş!) Uzaktan bakıldığında sizi ilk karşılayan, giriş katın hemen üzerindeki merdiven boşluğunun penceresinde yer alan kırmızı sardunyalardır. Ardından biraz daha yaklaşılır, bir basamak çıkılır, kapıdan içeri girilir(Apartmanın girişinde yalnızca bir adet basamak olduğu yıllar sonraki ziyaretten, bir fotoğraftan teyit edilir). Yakın zamanda yenilendiği belli olan gri metal kapıdan içeri girilir (Önceden oldukça eski ahşap bir kapı vardır, bu da eski bir çocukluk fotoğrafından görülmüştür). Kapıdan girer girmez sizi karşılayan merdivenlerden çıkılır, hemen sağdaki ilk kapıdan heyecanla içeri girilir. Loş bir koridordan devam edilir, ilk görülmek istenen “müdavim oda”dır. Çoğu eşya yoktur artık, yalnızca bir yatak, küçük bir televizyon, bir soba, üzerinde bir mum ve yer yer sökülen duvar kağıtları (Evin en uzun sakini, bu duvar kağıtlarının kendisi evden gitmeden hemen evvel, yirmi yıl önce, yapıştırıldığını söylemiştir). Mutfağa geçilir, evin geçici ve azalan nüfusu buradan rahatlıkla okunabilir. Küçülen porsiyonlara yönelik mutfak gereçleri köşede yığılıdır. Sırada “özel günler odası” vardır (Evin en büyük ve en güneşli odası oluşuyla ev sakinlerince en sevilen odadır). Çoğu eşya yoktur, yine, birkaç küçük dolap ve üst üste yığılı kullanılmayan eşyalar, dikiş makinesi, anten, masa lambası, küçük bir elektrikli soba, birkaç kavanoz burada bekler. Evin en kısa süreli sakinince hiç hatırlanmayan, yalnızca oyuncaklarının bulunduğu kısmı anımsaması sebebiyle varlığına inanılan; evin en uzun süreli sakinince ise en sevilen detay, duvar boyunca süren kitaplık, o da yoktur. Hemen karşısındaki duvar, bu odaya dair en hatırlanan kısımdır çünkü fotoğraf köşesi ilan edilmiştir. Detayları unutulan “yeşili gören oda”, tel pencerelerinden yeşili seyretmeye devam eder yalnızca. Zihinde hatırlanan hiçbir nesne yoktur artık, bu kısa yolculukta sanki “ilk ev” yavaşça yok olmaya, hiçleşmeye başlar. Evin kapısından çıkınca tekrar karşılaşılan kırmızı sardunyalı, birkaç sandalye ve masayla şenlenen, apartman boşluğundaki bu küçük dinlenme mekanı, sanki “ilk ev”leşmeye başlamıştır.

*Marjan Farsad, Khooneye ma (Evimiz) şarkısından bir dize.
Bu metin ve görsel, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programında 2020-2021 Güz yarıyılında Funda Uz ve Emirhan Kurtuluş tarafından yürütülen Mimari Anlatılar dersi kapsamında üretilmiştir.
[1] Grant Gee, Hatıraların Masumiyeti, 2015.
[2] Can Öktemer, Hatıraların Masumiyeti: İstanbul, Bellek ve Nostalji (Sekans Sinema Kültürü Dergisi, Ekim 2020)
[3] Jean Wahl, Poemes (Mekanın Poetikası, s.79)




