bi’ meşgale: parçaların birleşimi (IV)

mekan algısının oluşumu, duyularda baskınlık denemesi, duyuların birleşiminin yaratıcı sonuçlarına dair tartışmalar açmak amaçlı kavramsal rota
görsel (sağ üst) : ‘The Question of Space’
görsel 1 sol alt: McGurk Fenomeni, aynı sesler+farklı imajlar= iki ayrı ses duyma yanılgısı
görsel 2: ‘Synaesthetic Sense’ gwanju design biennale 2009
görsel 3: Bruder Klaus Chapel, Peter Zumthor

İstanbul üzerine duyusal bir deney ya da

Sinestezik deneyimlerle çoklu kent tarifleri, aynılaşmanın imkansızlığı üzerine kent ölçeğinde bir oyun

Hadi bi’ oyun oynayalım!

Bu oyun; aynı kentin farklı parçalarında, bu kentsel parçalarda bütüncül mekansal deneyimler yaşamak, mekana farklı gözlerle bakmak, mekanı işiterek, koklayarak, tadarak bir daha elle tutulmaz, ele avuca sığmaz biçimde inşa etmek amacı taşımaktadır. Önceden belirlenmiş en az 5 farklı kentsel parçada her duyu ayrı ayrı baskın unsurmuşçasına, o duyuların “gözünden” mekan tariflenmeye çalışılacak, duyuların birleşmesi durumunda temsilin nasıl değişebileceği ve dönüşebileceği üzerine kafa yorulacaktır.

Kentten bir parça : Mısır Çarşısı Bir koku mekanı olarak Mısır Çarşısı burada satılan baharatların, taneli ürünlerin dokunsallığı üzerinden tariflenirse? Ya da kalabalığın akışına kendimizi bıraktığımız durumda hangi duyular baskın gelir? işitme+dokunsallık duyularının birleşimi baskın bir unsur olarak ele alındığında nasıl bir Mısır Çarşısı temsili ile karşılaşırız?
Tatsal deneyim bu mekanda nasıl tariflenir? “tadı çizmek?” Tat almayı tetikleyici pek çok öncül duyu var. Görmek (bu yemek harika kızarmış!), dokunmak (tam kıvamında kremaya(?) bir parmak çalma), koklamak (portakallı kekteki tarçın kokusu), duymak (kızaran patatesin cızırtıları)… Sanki hepsinin toplamıyla tat almak mümkünleşiyor gibi. Diğer duyuların eksikliği, kusursuz bir tat alma deneyimini mahrum bırakacak gibi. Eğer tat alma ‘ardıl bir duyumsama’ ise aynı mekandaki diğer duyusal  deneyimlerin süperpoze edilmiş hali tatsal deneyime dair bir veri  oluşturur mu?

Kentten bir başka parça: Mecidiyeköy Meydan Bu meydanı sessiz hayal edebilir miyiz? Burayı kokular üzerinden nasıl tarifleyebiliriz? Dokunsallık üzerinden ya da? Bir de her duyuya baskınlık vermeden, aralarında rol paylaşımı yaparak bir daha üretsek bu mekanı? Farklı bir zamanda bir daha, bir daha! Yalnız veya kalabalık olarak bu mekana karışmaya çalışarak nasıl Mecidiyeköy temsilleri üretebiliriz? Bizim Mecidiyeköy’ümüzün tadı nasıl olabilir?

Kentten bir kaçış noktası: Anadolu Kavağı Bu kentsel mekanı yalnızca işiterek, görerek, koklayarak ve duyular arası çaprazlamalarla bir daha tarif etmeye çalışsak? Anadolu Kavağı’nın tadı nasıl temsil edilebilir peki?

Kentin derinliklerine doğru: Yerebatan Sarnıcı   Yalnızca mekanın sesini haritalayabilir miyiz? Bizim sesimiz de mekana karıştığında neler değişir? Mekanın geçmişini de düşünerek geçmişe yönelik bir duyusal haritalama yapılabilir mi? Yerebatan Sarnıcı’nın tadı nasıldır?

Kentte kısa bir süredir yerleşiği olduğum: Kurtuluş Burada her renkten, her telden, her şeyden ne ararsan var! Dramatik yokuşlarında Arnavut kaldırımlarının yerini asfaltın alması dokunsallık deneyimini nasıl değiştirdi? Böyle bir sokakta bavul tekerleri artık daha gürültüsüz-sessizce ilerlerken tatsal anlamda neler değişti? Kent değişirken yakın ölçekten bir bakışla(görsel duyunun baskınlığı kastedilmiyor) Kurtuluş’ta duyusal deneyimlerimiz nasıl değişiyor?

Bu oyunun/ arayışın sonucunda pek çok öznel, bambaşka temsiller üretileceği tahmin ediliyor. Bu oyunun; oyuncu sınırı olmayan, bireysel veya kolektif katılıma açık bir oyun olması amaçlanıyor. Her öznel temsilin sabitler ve değişkenler barındıran bir altlıkta değerlendirilmesi düşünülüyor. Temeli duyular ve duyuların birleşimine dayalı çoklu temsiller olan bu oyun ile farklı İstanbul tarifleri yapmak amaçlanıyor. Bir kentin, bir yapının da tadını tarifleme cüretinde bulunmak isteniyor. Belki birtakım biyolojik süreçlerin de irdelenmesiyle çok duyulu başka başka İstanbullar tariflemek ve mimarlığı gerçeklik düzleminden çıkararak yeniden düşünmek isteniyor.

İstanbul’da zamansız bi’ meşgale (II)

Belki bir ‘flâneur’ *, belki bir yerleşiğin gözünden, burnundan, kulağından bir kentin çoklu temsili üzerine düşüncelerdir.

Duyuların İstanbul’u nasıldır?

Senin İstanbul’unun kokusu, sesi?

Hepimizin İstanbul’u bambaşka!

Peki bu ‘bambaşkalık’ nasıl temsil edilebilir?

Pek yakında heyecanla paylaşmak üzere,


ipucu: Aylak ve Muğlak Kent Deneyimlerine dair bir yazı (Semra Aydınlı) –
“Aylak ve muğlak deneyimler gündelik hayatın içine sızan kentin olay örgüsünün hayalde canlanmasına, çağrışımsal, duyumsal üretime katkı sağlıyor. O yeri farklı kılan çok sayıda ipucu, hayaller, fanteziler, ütopyalar üretmeyi kolaylaştırıyor. ”
“Bugün mimarlık daha çok gerçeklik düzleminde tartışılıyor. ”
“Akıl-beden-mekân ilişkisi yardımıyla çoğul okuma yapma olasılığı sağlayan kentsel boşluk ve onun sunduğu algısal muğlaklık; bir kaybolma ve yeniden bulma oyununa dönüşüyor. Söz konusu kentsel dinamikler, özgün, çekici, canlı bir yer imgesi ile bellek oluşturuyor. “

“Kentlinin kentle ilişkisi, algısal muğlaklık yaratan durumların farkındalığıyla çoğul okumaya dönüşür. Bu açıdan bakıldığında, aylak ve muğlak kent deneyimlerinin, bir mimarlık bilgisine dönüşebileceği söylenebilir: bir tür mimari dürtü veya mimari tavır arayışı. Sezgi yoluyla elde edilen bilgiyi varlık bilgisine dönüştürmek, ya da tam tersi, varlık bilgisini sezgisel bilgi süzgecinden geçirmek için, deneyim yoluyla elde edilen bilginin katkısı oldukça fazla. Bu nedenle, öze ait bilgiyi özle birlikte varlık kategorisine geri koyabilmede, deneyimsel bilgi önem kazanıyor. Mimari dürtüyle beliren ‘farkındalık’, aslında gündelik toplumsal yaşamın parçası ve geniş kapsamlı bir uygulaması. “

flâneur* : Kent içindeki gezgin.
‘Flanör‘ün orijinal tanımına göre, Flanör bir gezgindir, bir aylaktır. Flanör serbest zamanlı insan, kentin kâşifi, hala kentin bir parçasıyken kentin içinde etkin olarak yer almadan kenti gözlemleyen kişidir.    

bi’ meşgale buldum! (I)

Uzun bir süredir aklımı meşgul eden ama bir türlü toparlayamadığım düşünceler bütününü, umarım bir yerlerde rastladıkça çeşitli kaynaklarla besleyerek anlatmaya çalışacağım.

Fotoğraf 1,2 / Fotoğraf 3

Birkaç soruyla başlayalım:

Görselde geçmişi ve bugününe dair ipuçları edindiğimiz yapı hakkında hiçbir bilgimiz olmadan, yalnızca fotoğraflara bakarak bu yapıyı nasıl algılarız?

Hangi duyusal deneyimler daha baskındır?

Mekan algısının oluşmasında pek çok farklı, kişisel etkenler de söz konusu olduğu düşünülürse, bu mekana dair izlenimler sonucu birden çok, kesin olmayan ‘muğlak’ mekan tariflerine mi ulaşırız?

“duyulara dayanan muğlak mekan tarifleri”

Bu yapı, Buzluca Anıtı. Mimarı Georgi Stoilov. İnşaası için çoğu gönüllülerden oluşan  6000 kadar insan yedi yıl boyunca çalışmış. 1989’da Bulgar Komünist Partisinin yönetimi bırakmasının ardından yapı terk edilmiş. Ayrıca anıtın olduğu  Buzluca Dağının tarihi bir önemi var. 


Anıta dair yalnızca bu özet bilgi haricinde, zengin bir “bellek” birikimiyle ve bizzat yerinde deneyimleme sonucunda aynı sorulara yanıtlarımız nasıl değişirdi peki?

Üzerinde durmak istediğim konu yalnızca bir yapıyla, bu yapıyla ilgili değil. Mekan algısının değişkenliğinin, kişiselliğinin bize anlatacakları. Algı, pek çok tetikleyici sonucu oluşan aslında kümülatif bir deneyim süreci. Şimdilik 5 adet olarak tanımlanmış duyularımız * ve diğer etkenler (bellek, kültür, vs.) birleşip çok duyulu mekansal deneyimlere götürüyor bizi.

*[ara not: Rudolf Steiner’in duyular üzerine çalışmalarına dayanan antropoloji ve spiritüel psikoloji 12 duyu ayırt eder: dokunma, yaşam duyusu, öz-hareket duyusu, denge, koku, tat, görme, sıcaklık duyusu, işitme, dil duyusu, kavramsal duyu, ego duyusu. Albert Soesman, Our Twelve Senses: Wellsprings of the Soul, Hawthorn Press (Stroud, Glos), 1998. Tenin Gözleri, Juhani Pallasmaa s.53 ]

Mimarlık bir duyumsama süreci ise ve bu duyumsamanın öznelliği aynı mekanın çok başka tarifleri/ deneyimleri şeklinde sonuç buluyorsa, bu çokluluk ya da muğlaklık durumunu nasıl temsil edebiliriz, formüle edebilir miyiz? Aynılaşmaya sürüklendiğimiz bu çağda, bu çoklu-değişken sonuçlar, temsiller; aslında bize ‘görünmeyen biçimde’ aynılaşmanın imkansızlığını mı söyler?

“Duyumsama eylemi, sınırsız bir durum önünüze çıkartır, her şey yüzeye dağılmaya başlar ve mimari bileşenler ışık, ses, koku gibi dokunma duyusuyla algılanamayan şeyler olur ve zihinde bunlara hacimsellik anlamı yüklenir. Duyumsama sürecini düşündüğünüzde yarattığınız mekanın anlatımı için farklı temsil yöntemlerini kullanmak veya denemek gerekli olabilir. Zihinde olan durumların farklılığı, ilginçliği, çeşitliliği temsili tetikler ve hayal dünyasını iki boyuta nasıl aktaracağınız farklı bir mimarlık pratiği yaratır, mekan tanımlamalarınız farklılaşır çoğalır. “
Duygular ve duyumsama sürecine dair bir yazı, alıntının tamamı


sinbi(a)topia?

Sinbiotopia yön değiştiriyor!

Atopy (ατοπία, atopía – placelessness, unclassifiable; Socrates has often been called “átopos”)

— zamansal boşluk —

Sinbiatopia, yalnızca Kadıköy’e değil, farklı kent parçalarına da yayılmayı amaçlıyor. Karadan doğan yaşamsal birimler yavaş yavaş dağılarak suya, gökyüzüne dokunmak, kontrol edilemez bir hal almak istiyor! Sinbiatopia sınır tanımıyor! Artık her yerde ya da hiçbir yerde!

Pek yakında, yeni yaşamsal senaryolarla,

sinbio-topia / part IIIb

Sinbio-topia’da neler oluyor?

Sinbio-topia, ilişkileri arttırmayı ve aktarmayı amaçlayan bir akışlar mekanı. Burası üç ana birimden oluşuyor. Somut üretim (tangible production – agriculture and handcraft based production), soyut üretim (intangible production – educational, library about collectivism, sustainable living etc. , meetings, researching new methods of transforming waste materials) ve asılı konutlar bulutu ( housing in the air : floating houses are suspended from their tops with a suspended railway system – this railway system provides two kind of movement to increase the relations between temporal and permanent usage dwellings to live in ‘co-housing’). Konutlar bir temel birimden türevlenerek çeşitlendirilmiştir (Bir konuttaki uyuma, yemek hazırlama/yeme, birlikte/yalnız serbest vakit geçirme eylemlerinin mekanlarının eklenmesi-çıkarılması yöntemiyle farklı tipolojide birimler elde edilmiştir). Yan yana gelen birimlerin ortaklaşabilmesi için komşu olacak yüzeyler bu birleşmeyi sağlayabilecek şekilde tasarlanmıştır. Konutlar yan yana gelince aradaki ortak katlanır paneller açılarak iki birim tek birime dönüşür ve ortak yaşam başlar.

Konut bulutundaki her konut, belirli periyotlarla (3-7 günde bir) diğer birimlerdeki sabit parçalarla simbiyotik bir kenetlenme yapar. Bu simbiyotik kenetlenme organik ve inorganik atıkların konut birimlerinden aktarıcı parçaya verilmesi ve bu aktarıcı parçadan tarımsal vs. üretimin alınması ilişkisine dayanır. Organik atıklar kompost üretimi için tarımsal üretimin olduğu birimde işleme alınırken; inorganik atıkların bir kısmı araştırma merkezinde üzerinde deneyler yapılmak üzere ayrılarak kalan kısmı ana geri-dönüşüm merkezine gönderilir. Ana geri-dönüşüm merkezi, zemin kotunda yer almaktadır ve burada konut bulutundan gruplanmış biçimde gelen inorganik atıkların (cam,plastik, vs.) geri dönüşümü üzerine çalışmalar yapılmaktadır (dolgu alanında, konut birimlerinin 40 metre gibi geniş açıklıklı bir uzay kafes sistemine asılı tek bir çekirdekle taşıtılıyor oluşu, geleceğe dair bir spekülasyon olarak gerekli teknolojilerin sağlanmış olduğu varsayılarak bilinçli olarak alınmış bir karardır).

Zemin kotunda ağırlıklı olarak Sinbio-topialıların ve kentte tarım yapmak isteyenlerin ortaklaşa kullanabilecekleri Community Garden yer almaktadır. Burası her ay farklı sebze-meyve ve çeşitli bitkiler yetiştirmek üzere programlanmıştır. Kalıcı kullanıcılar bu bahçenin sürdürülebilirliğinden sorumludur fakat dönem dönem gönüllülerin yardımına açık görev listesi yayınlanmaktadır (ortak-sanal bir ağ sistemi aracılığıyla?). Bu açık çağrıyla ilgilenen gönüllüler konut bulutundaki geçici konaklama birimlerinde görev sürelerine göre kalabilirler ve mutfak, yemek alanı vs. gibi ihtiyaçlarını buranın kalıcı kullanıcılarının konut birimlerine bağlanarak giderirler. Sinbio-topiada kalabilmek için buradaki üretime katkıda bulunma veya üretimi paylaşma, dağıtma şartı vardır. Community garden’dan elde edilen ürünler zemin kottaki Açık Mutfak’ta pişirilir fakat asıl işleme tabii tutulması ( soyulma,paketlenme, pişirilme-reçel,salça vs.-) üst kotta gerçekleştirilir ve buradan Konut Bulutuna aktarılır. Bu Açık Mutfak’ta Sinbio-topia’da yaşamayan insanlar da yemeklerini hazırlayıp ortak yemek yeme alanlarında/ yarı açık pavilyonda yemek yiyebilir. Kadıköy sahilinde yiyecek, içecek satanlar yiyeceklerini burada hazırlayabilir. Açık mutfak kent kullanımına açıktır, ortak paylaşım mekanıdır. Ayrıca yine zemin kotunda bulunan satış birimlerinde ihtiyaç fazlası, artan üretimler satışa sunulabilir veya Kadıköy’deki pazarlara gönderilerek satışı sağlanabilir. El üretimleri yapılan atölyede çeşitli ahşap işçilikleri (‘community garden için kendi bitki kabını, pergolanı.. kendin yap’); atık ambalajlardan, kullanım fazlası malzemelerden yeni üretimlerin yapılması ve dilenirse bunların satılması gibi işlemler gerçekleştirilir. Bu yüzden zaman zaman Takas Alanı ile ortaklaşmalar gerçekleşebilir. Sinbio-topia’da ayrıca çeşitli buluşma mekanları, birimleri birbirine bağlayan geçitler, sokak sanatçılarının kullanabileceği sahneleşmiş serbest alanlar da yer almaktadır.

Sinbio-topia’da üretim ve sirkülasyon üst üste düşmektedir. Bu yüzden bu iç içeliğin kurgusuna önem verilmiştir. Yaşamsal ve fonksiyonel birimler farklı biçimlerde bir araya gelip ayrılarak zeminden üst kotlara çıkıldıkça farklı yoğunlaşmalar ve boşluklar meydana getirir. Bunun yanı sıra, zemin kotundan yukarı çıkıldıkça kamusallıktan mahremiyete ‘yumuşak bir geçiş’ (?) olması amaçlanmıştır. Sinbio-topia, kendi içerisinde sürdürülebilir bir yaşam kurmayı hedeflerken, bu kent parçasını dinamik kılan, akışlardan gelen günümüz kullanıcılarına da kucak açmayı umar. Ayrıca bu akışlardan da enerji elde etmek amaçlanır ve ‘piezoelektrik’ ile yürüyerek elde edilebilen enerjinin, gece de tarımı sürdürebilmek için Community Garden’ın led ile aydınlatılmasında kullanılması düşüncesi vardır. Sinbio-topia’nın sakinleri ve buranın akışlarından kopup gelen kullanıcılarına sunduğu bir de iç içe geçmiş iskelesi vardır, ki başka bir buluşma mekanı olması amaçlanmıştır. Bu iskele üç ana birimi birbirine bağlayan 5 metre yükseklikteki dairesel köprüye bağlanmıştır. Sinbio-topia’da süren üretim süreçlerine dahil olmadan, bağımsız biçimde de buraya ulaşılabilmesi düşünülerek bu ortak köprüye tutunması sağlanmıştır. İskeleye ulaşım için hayli yol alınması gerekmektedir; zaten Sinbio-topia’da sirkülasyon ve akışlar olabildiğince arttırılarak dinamik bi yapı sağlanmak istenmektedir ki bu durum piezoelektrikle enerji elde etmek yoluyla sistemin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak gibi faydacı bir amaç gütmektedir. Ayrıca fotovoltaik panellerle de enerji dönüşümü sağlanacaktır. Sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak bir diğer unsur olarak Community Garden’ın strüktürüne yağmur suyunu toplama kanalcıkları eklenerek küçük depolara aktarılması sağlanacak, ihtiyaç oldukça bahçede bu su kullanılacaktır.

sinbio-topia / part III

“Belki Constant’ın New Babylon’u dönüp bir daha okunmalı.”

Constant’ın “Yeni Babil” tasarısında öngörülen geleceğin kenti, sürekli değişen davranışlara uyabilme fikirine dayanır. Doğrudan ilişki ve etkileşimi arttırmak hedeflenir. Sürekli uzamsal bir konstrüksiyon olarak tasarlanan geleceğin kenti, kolonlar üzerinde havaya kaldırılmış sürekli yapılaşmadan oluşur. Burası çok katmanlı strüktürlerden oluşan bir şebekedir. Yapılaşmanın havaya kaldırılmasıyla, serbest bırakılan mekan ve zaman kavramlarında farklı algılamalar yaratılabilir hale gelir. Bu farklı algılamaları ise, insanın hayalgücü ve yaratıcı gücü sağlayacaktır. Bu yüzden, sektör içinde işlevsel bölünmeler ve tasarlanmış farklılıklar anlamsızdır. Bu kent, daha ziyade standart ve hareketli elemanlarla, sürekli değiştirilebilen, küçük ve büyük mekanlardan oluşur. Kentin sınırsızlığı, her geçen gün yeni durumların ortaya çıkmasıyla, yeni mekanlar üretebilme özgürlüğünü ifade eder. Yeryüzüne dokunmadan tüm dünya yüzeyini saracak kent, doğal peyzaja hiçbir şekilde zarar vermez. Serbest kalan zemin ise, trafiğin akışına bırakılmıştır. Trafik yoğunluğundan arınan kentte insan, hareket özgürlüğünü yeniden kazanır. Burada yerleşik düzen yoktur; göçebe bir hayat öngörülmüştür. Bu göçmenlik, farklı rastlantılara olanak sağlayıp; kültürel etkileşimi güçlendirecektir. Kentte dair önerilerinde, rastlantılarla sağlanan kültürel etkileşim sayesinde sosyal bir kent ortamı ortaya çıkacağı idda edilir. Böylelikle insanlar, boş zamanlarını değerlendirmek için hobiler edinmek ya da klüplere gitmek yerine, toplu etkinliklere katılırlar. Yeni Babil önerisinde, mekan çeşitliliği oyununun dışında, durumlar yaratacak tekniklerin incelikli tarifleri yapılmaz. Tüm dünyayı saran bir labirentin raslantılara izin veren heyecan verici yapısı ve kolektif etkinliğin gücünden bahsedilir.


Artık geleneksel yerleşim alanlarında olduğu gibi çekirdeklerden oluşmak yerine, katedilen bireysel ve ortak mesafelere ve sapmalara göre organize olan yeni bir yapının temel özelliklerini çıkarsayabiliriz: birbirine bağlı olan, böylece gelişebilen ve her yöne doğru uzayabilen zincirler oluşturan birimlerden oluşan bir ağ. Bu zincirlerde, hizmetler ve toplumsal yaşamın organizasyonuna ilişkin her şey bulunur. Ağın bağlantı noktalarında ise, tamamen otomatikleşmiş –ve insansızlaşmış– üretim birimleri. (…)

“ Yeni Babil hiçbir yerde bitmez (dünya yuvarlak olduğundan); sınır tanımaz (artık milli ekonomiler var olmadığından); ya da topluluklar (insanlık akışmakta olduğundan). Her yer herkese açıktır. Bütün dünya sahiplerinin evi haline gelir. Yaşam, her an farklı görünecek kadar hızla değişen dünya üzerinde bitimsiz bir yolculuktur.”
Constant Nieuwenhuys (1970)

“İmkansız gibi görünen alternatif dünyalar, çok ciddi mimarlık projeleri üreten bir nesli etkilemeyi başarmışlardır.”
Peter Lang (2005)

Kentsel Gelişme Olgusu Bağlamında Gelecek Öngörüleri: Siberşehirler, G. Yeliz Kahya, Yüksek Lisans Tezi, İTÜ, 2007

Yeni Babilli, yaratıcı etkinliğinin herhangi bir ânında diğerleriyle doğrudan temas halindedir. Eylemlerinin her biri umumidir, her biri aynı zamanda başkalarına da ait olan bir ortamda gerçekleşmekte ve anlık tepkilere sebep olmaktadır. Yani bu eylem artık bireysel karakterini yitirmiştir. Ayrıca her tepki, başka tepkileri uyandırabilmektedir. Bu nedenle burada müdahaleler, ancak kritik noktaya ulaşan bir durum “patladığında” ve başka bir duruma dönüştüğünde sonlanan zincirleme tepkiler oluşturur. Bu süreç bir kişi tarafından kontrol edilemez; zaten onu kimin başlattığını ve daha sonra kimlerin ona karışacağını bilmek mühim de değildir. Burada kritik an (doruk noktası), gerçek bir kolektif yaratıdır. Yeni Babil dünyasının ölçü birimi, mekân-zaman çerçevesi; her ânın son ânı izlediği bir ritimdir.

Hiçbir düzenin tanınmadığı Yeni Babil’de toplumsal yaşama şekil veren, sürekli değişen durumların dinamiğidir.

Koskoca mesafeleri katettiğinde bile homo faber, sabit bir ikametgâha dönme yükümlülükleriyle sınırlandırılmış bir sosyal mekânda hareket etmektedir. O, “toprağa bağlıdır”. Sosyal ilişkileri, (evini, iş yerini, ailesinin ve arkadaşlarının evlerini de kapsayan) sosyal mekânını tanımlar. Yeni Babilli bu zoraki bağlardan kurtulmuştur. Onun sosyal mekânı sınırsızdır. Artık “köklü” olmadığı için, özgürce dolaşabilir: çok daha özgürce, çünkü içinden geçtiği mekân sınırsızca mekân ve atmosfer değiştirmekte, sürekli yenilenmektedir. Ürettiği hareketlilik ve yönsüzlük, insanlar arası teması kolaylaştırmaktadır. Burada bağlar hiç zorluk çekilmeden kurulur ve bozulur, sosyal ilişkiler kusursuz bir açıklık kazanır.

(…) Yeni Babil kültürünün özü, çevreyi oluşturan unsurlarla oyun oynamaktır. Bu unsurların tümünün teknik kontrolü sayesinde mümkün olan bu oyun, çevrenin bilinçli yaratımıdır. (…)

Tamamı için buraya bakınız.

sinbio-topia / part II

syn-biotic relationssinbio topiada neler oluyor

Sinbio-topia mekansal arayışta!

İlişkileri olabildiğince arttırmayı amaçlayan bir akışlar mekanı nasıl olabilir?

Suyla, toprakla, havayla, insanla, diğer objelerle nasıl ilişkiler kurabilir? Nasıl somutlaşabilir ve deneyimlenebilir? Mesela suya yalnızca dokunmak olarak değil de, su da gerçekten bir kullanıcıymışçasına nasıl davranabilir; su, bu mekanı nasıl şekillendirebilir, değiştirebilir? Topraktan nasıl kopabilir bu mekan zaman zaman? Peki ya akışlar, çeşitli mikro ilişkiler barındıran. Bu akışlar bize bir mobilite tarifliyorsa bu nasıl karşılık bulabilir burada? Dinamizm gerçekten mekansal bir mobil oluşla mı karşılık bulur, pnömatik birtakım sistemlerle mi, yoksa sürekli değişen kullanıcılarla mı? Hareketli birtakım sistemler olacaksa da bunun asıl sebebi, sonucu, avantajı ne olacaktır?

Parçalı birimler yerine bütüncül, değişen ama tek bir söz söyleyen bir mekanlaşma önerisi bu soruların hepsine nasıl güçlü bir cevap verebilir, hem de karşı kıyıda Haydarpaşa ile birlikte, hem de üst ölçekten bakıp Kadıköy bağlamında nasıl ele alınabilir?

211118

sinbio-topia / part I

1 - symbiotic relations in kadıköy2 - manifest + more relationspafta no

 

Merhaba!

Sinbio-topia; Kadıköy kıyı dolgusunda yer alan burunda, günümüz katmanında bir otopark bulunan alan için hayal edilen barınma ve bunu destekleyici birtakım alternatif öneriler de içermesi planlanan ve gelecek çerçevesinden de değerlendirilmeye çalışılan çeşitli spekülasyonlar, arayışlar, belki kayboluşlar, denemeler içermesi muhtemel bitirme projemdir. Kendisi henüz yeni yeni doğmaya başlamıştır. Zaman içerisinde onu ayakta tutacak bitakım eklemlemelerin mekanlaşma arayışında kendisine payanda etkisi yapması umulmaktadır.

Sinbio-topia 17 Ekim 2018 günü, öncesinde birkaç kişilik bilinme-duyulma oranına göre daha genişçe bir kitleye kendini duyurma ve hatta geliştirilebilmek üzere çeşitli yapıcı eleştirilerle zenginleşme şansı yakaladı. Simbiyotik mimarlık üzerine birtakım araştırmaların, ilişkilerin akışına dair sistemlerin aşama aşama modellenmesinin ve bunların Kadıköy bağlamında üst ölçekten bir daha ele alınmasının faydalı olabileceğine dair bir yorum bunlardan biri. Umarım heyecanla ele alacağım! Bir diğeri, çeşitli okumalarla derinleşebilmek üzerine; Deleuze’ün metinleri,  Timothy Morton’dan Humankind gibi. Bunun dışında bir başka yorum; havanın, suyun kişileştirilmişçesine ele alınarak bu fikre nasıl etki edebileceğine dairdi. Mülkiyet kavramını sorgulamak, değiştirebilmek (Lebbeus Woods’un Horizon Houses fikrinden hareketle insan+toprak ilişkisinin değişkenliği veya çoklulaştırılması veya veya koparılması) üzerinde düşünülmesi-odaklanılması gereken bir diğer düşünceydi. Mekanik etkinin, basıncın enerjiye dönüştürülmesi sistemlerine dair – insan akışının bir enerji eldesi/sürdürülebilirlik önerisi olarak karşılık bulması –  fikrin daha görünür kılınması ile ilgiliydi.

Çeşitli arayış ve denemelere dair gelişmeleri paylaşmak üzere,

 

 

 

[sınır] = ?

sınır - hülya yavaş

‘Sınır’ı tek başına tanımlamanın özgürlüğü veya anlatması pek güç, uçsuz bucaksız sınırsızlaşmalar 

 

Sonradan öğrenilen paradoksal bir not: Sınırların ötesine ancak sınırlarını fark edersen geçebilirsin.

diverCity

a silent short film about diversity;

diversified layers of time on the same plane: TODAY’S CITY

multitemporal city, divercity!

 

DIVERCITY

acceptance

the inclusion of different types of people/things

multicultural richness

different ideas or options

interactions

the composition of elements or qualities

natural exchange

respect…

– How would you envision “diversity”?

-multidimensional aspects of diversity?

-the city with a thousand faces, great deal of diversity/ variety  

 

 diversity: one within the other but in a different way!