Belki bir ‘flâneur’ *, belki bir yerleşiğin gözünden, burnundan, kulağından bir kentin çoklu temsili üzerine düşüncelerdir.
Duyuların İstanbul’u nasıldır?
Senin İstanbul’unun kokusu, sesi?
Hepimizin İstanbul’u bambaşka!
Peki bu ‘bambaşkalık’ nasıl temsil edilebilir?
Pek yakında heyecanla paylaşmak üzere,
ipucu: Aylak ve Muğlak Kent Deneyimlerine dair bir yazı (Semra Aydınlı) –
“Aylak ve muğlak deneyimler gündelik hayatın içine sızan kentin olay örgüsünün hayalde canlanmasına, çağrışımsal, duyumsal üretime katkı sağlıyor. O yeri farklı kılan çok sayıda ipucu, hayaller, fanteziler, ütopyalar üretmeyi kolaylaştırıyor. ”
“Bugün mimarlık daha çok gerçeklik düzleminde tartışılıyor. ”
“Akıl-beden-mekân ilişkisi yardımıyla çoğul okuma yapma olasılığı sağlayan kentsel boşluk ve onun sunduğu algısal muğlaklık; bir kaybolma ve yeniden bulma oyununa dönüşüyor. Söz konusu kentsel dinamikler, özgün, çekici, canlı bir yer imgesi ile bellek oluşturuyor. “
“Kentlinin kentle ilişkisi, algısal muğlaklık yaratan durumların farkındalığıyla çoğul okumaya dönüşür. Bu açıdan bakıldığında, aylak ve muğlak kent deneyimlerinin, bir mimarlık bilgisine dönüşebileceği söylenebilir: bir tür mimari dürtü veya mimari tavır arayışı. Sezgi yoluyla elde edilen bilgiyi varlık bilgisine dönüştürmek, ya da tam tersi, varlık bilgisini sezgisel bilgi süzgecinden geçirmek için, deneyim yoluyla elde edilen bilginin katkısı oldukça fazla. Bu nedenle, öze ait bilgiyi özle birlikte varlık kategorisine geri koyabilmede, deneyimsel bilgi önem kazanıyor. Mimari dürtüyle beliren ‘farkındalık’, aslında gündelik toplumsal yaşamın parçası ve geniş kapsamlı bir uygulaması. “
flâneur* : Kent içindeki gezgin.
‘Flanör‘ün orijinal tanımına göre, Flanör bir gezgindir, bir aylaktır. Flanör serbest zamanlı insan, kentin kâşifi, hala kentin bir parçasıyken kentin içinde etkin olarak yer almadan kenti gözlemleyen kişidir.