Mevcut düzenin reddedilip başka bir gezegende yeni düzenin kurulması, kurulan yeni düzenin de sorgulanarak bu düzende yer edinemeyen ve muhtemelen gerçekleştiğinde geniş çaplı ses uyandıracak bir fikrin (Genel Zaman Kuramı) ete kemiğe bürünmüş halinin(Shevek) gezegenler arası bilinmez yolculuğuna tanık oluruz roman boyunca. Anarres ve Urras arasındaki boşlukta başlayan yolculuk; iki gezegen arasındaki zamansal gitgellerle devam eder. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği birbirine bağlayan zamansal bir çemberde; holistik bir düşünceyle sunulan ütopyanın değişim süreci, başka dünyaları keşfetme ihtiyacının, bir ‘umut’un arayışıdır. Her iki gezegene ait hissedemeyen Shevek’in fikrini başka dünyalarla paylaşma ve duvarları yıkma mücadelesi, muhtemelen dönüşü tamamlanabilirse değişmiş olacak olan ütopyaya geri dönüşüyle yine Urras ve Anarres arasındaki boşlukta son bulur. Ütopyanın bir varış değil kaçış ve geri dönüş mekanı olarak ele alındığı ve diğer ütopyalardan metinsel olarak da farklılaştığı görülürken; kararlı, değişime kapalı alternatif dünyaları ve içinde bulunduğu dönemi de eleştirir. Farklılaştığı noktalardan bir diğeri de; holistik düşünce biçimiyle tartışılan, sorgulanan, sürecine şahit olunan ütopyanın yarattığı paradigmadır. Yalnızca Anarres ve Urras değil, Arz ve Hain gezegenlerinin de değişim süreçlerinden kendi dünyamızla benzerlikler bulduğumuz bu ucu açık yolculuk; bir başkasına devredilerek (Ketho) muğlak biçimde son bulmuş görünse de, şüphesiz zihinlerde yankılanarak sürmeye devam edecektir.
” Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama düşünce gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı.
Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.”
” Ne kadar insan varsa o kadar değişik duygu vardı. “
” kendi mutlak yalıtılmışlığı “
” O sözü tutarak buraya getirmişti kendini: bu zamansız ana, bu dünyasız yere, bu küçük odaya, bu hücreye.”
” Düşüncelerinin çevresinde duvarlar vardı ve sürekli onların arkasında gizlendiği halde varlıklarından tümüyle habersiz görünüyordu.”
” diğer bütün dünyaları gizleyen geniş, sisli göğe bakmak istermiş gibi”
” ayışığında yıkanmış göğe el salladı”
” Dünyanız çok güzel,” dedi. “Daha fazlasını görmek isterdim.”
” Anarres’teki herkes devrimcidir, Oiie… Kişileri yönetmezler, üretimi yönetirler.”
” görkemli düşlemek”
” Ama nasıl ki gelecek kesin olarak geçmişe dönüşüyorsa, geçmiş de geleceğe dönüşür.”
” Dünyasının ışığı boş ellerini dolduruyordu.”
” karmaşık organiklik ilkesi”
” kaçınılmaz merkezileşmenin kalıcı bir tehdit olduğu”
” yeni dünyalarını şiire dönüştürme çabaları”
” zaman topolojisi”
” … , düşlerle o kadar doluydu ki. Canlı düşler görüyordu, düşler çalışmasının bir parçasıydı. Zamanın, kaynağına doğru yukarı akan bir ırmak gibi kendi üstüne katlandığını görüyordu. İki anın eşzamanlılığını iki elinde tutuyordu, ellerini ayırdığında iki anın bölünen sabun köpükleri gibi ayrıldıklarını görerek gülümsedi.”
” Duvarların yıkılmasını istiyorum.”
” ‘Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; bir suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.’ Toplumsal Organizma. “
” Zaman’ın evrene yayılması “
” zamansal tersine çevrilebilirlik “
” Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi reddederek – değişmeyi reddederek.”
” Değişme özgürlüktür, değişme yaşamdır.”
” Aslında hiç düşünmemek her zaman daha kolay. Şirin, güvenli bir hiyerarşi bulup yerleş. Değişiklik yapma -onaylanmama tehlikesine düşme- . Yönetilmeye izin vermek her zaman en kolay şey.”
” … fikirlerini geceyarısı fısıltıları halinde duymak istemiyorum.”
” Müzik katılım gerektiren bir sanattır, tanımı gereği organik ve toplumsaldır. Elimizden gelen en soylu toplumsal davranış biçimi olabilir. Kesinlikle bir bireyin üstlenebileceği en soylu işlerden biri. Hem de doğası gereği, her türlü sanatın doğası gereği, bir tür paylaşmadır.”
” ‘Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, ‘ dedi, ‘hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar… Ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın -ara vermeyi. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. “
” Çevresine bir duvar örülmesine izin vermiş ve bunu hiç fark etmemişti. Bir mülkiyetçi gibi sığınmayı kabul etmişti.”
” zamanın ‘geçtiğini’, önümüzden akıp gittiğini düşünürüz; ama ya biz öne doğru geçmişten geleceğe, sürekli yeniyi keşfederek gidiyorsak? Böyle bir zaman akışı, biraz kitap okumaya benzerdi, anlıyor musunuz? Kitap orada, tümüyle, kapağının içinde. Ama öyküyü okumak ve anlamak istiyorsanız, ilk sayfadan başlamalı, sonra ilerlemeli, hep sırayla gitmelisiniz. Böylece evren çok büyük bir kitap, biz de onun çok küçük okuyucuları olurduk.”
” Ardışıklık bizim doğrusal zaman duygumuzu ve evrim kanıtlarını gayet güzel açıklıyor. Yaratmayı ve ölümlülüğü de içeriyor. Ama orada duruyor. Değişen her şeyle ilgileniyor, ama nesnelerin aynı zamanda nasıl kalıcı olduklarını açıklayamıyor. Yalnızca zamanın okundan bahsediyor – ama zamanın çemberinden asla bahsetmiyor.
‘Çember mi?’ diye sordu sorguculardan nazik olanı, anlamak için o kadar açık bir çaba gösteriyordu ki Shevek Dearri’yi unuttu ve coşkuyla konuşmaya girişti, elleriyle kollarını sanki dinleyicisine bahsettiği döngüleri ve salınımları maddeselolarak göstermek istermiş gibi sallıyordu. “Zaman bir doğru olarak ilerlediği kadar döngüseldir de. Dönen bir gezegen: görüyor musunuz? Bir döngü, güneş etrafında bir yörünge bir yıl ediyor, değil mi? İki yörünge iki yıl, falan, yörüngeleri sonsuza dek sayabilirsiniz – bir gözlemci sayabilir. Aslında zamanı böyle bir sistemle sayarız – zaman sayacını, saati bu oluşturur. Ama sistemin, döngünün içinde, zaman nerededir? Başlangıç ve bitiş nerededir? Sonsuz yineleme zamansız bir süreçtir. Zamansal olarak görülebilmek için bir başka döngüsel veya döngüsel olmayan süreçle karşılaştırılması gerekir. Bu çok garip ve ilginç bir şey.
Atomların, biliyorsunuz, döngüsel bir devinimi vardır. Kararlı bileşikler birbirlerine göre düzenli, döngüsel bir devinimi olan bileşenlerden oluşur. Aslında, maddeye yeterince kalıcılık verip evrimi olanaklı kılan, atomun minik, zaman açısından tersine çevrilebilir döngüleridir. Art arda eklenen minik zamansızlıklar zamanı oluşturur. Sonra, daha büyük bir ölçekte, kainat: bütün evrenin döngüsel bir süreç, bir genişleme ve daralma salınımı olduğunu, öncesi ve sonrası olmadığını düşünüyoruz. Yalnızca, içinde yaşadığımız büyük döngülerin her birinin içinde doğrusal zaman, evrim, değişme vardır: O halde, zamanın iki veçhesi var. Birincisi onsuz hiç değişmenin, ilerlemenin, yönün veya yaratmanın olmadığı ok, akan ırmak var. Sonra da onsuz karmaşanın hüküm süreceği, anların anlamsızca art arda dizileceği, saatlerin, mevsimlerin veya verilen sözlerin olmadığı bir dünyada yaşayacağımız çember veya döngü var. “
” Siz zenginsiniz, siz sahipsiniz. Biz yoksuluz, biz yoksunuz. Sizde var, bizde yok. Burada her şey çok güzel. Güzel olmayan yalnızca yüzler. Anarres’te hiçbir şey güzel değildir, yalnız yüzler güzeldir. Diğer yüzler, erkek ve kadın yüzleri. Bizim onlardan başka bir şeyimiz yok, birbirimizden başka bir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. Gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz. Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu- duvar, duvar!”
“boş ellerinde gelecek zamanı taşıyarak”
” ‘Eğer zamanın geçmesi insan bilincinin bir özelliğiyse, geçmiş ve gelecek insan aklının işlevleridir.’ Ardışıklık öncesi bir filozoftan, Keremcho’dan bir alıntı.”
” … , eğer hiçbir yön seçilmezse, eğer insan hiçbir yere gitmezse, hiçbir değişme olmaz. İnsanın seçme ve değişme özgürlüğü kullanılmamış olur, tıpkı insan hapishanede, kendi yaptığı bir hapishanede, içinde hiçbir yolun diğerinden daha iyi olmadığı bir labirentteymiş gibi. “
” insan ırkı, … zamana bağımlı bir tür “
” zamanın aslında tersyüz edilmiş mekan olduğunu, uzaklığın ise ışığın ikincil özelliklerinden biri olduğunu “
“Burada fikirlerin de Devlet’e ait bir mülk olduğunu anlamamıştım.”
“Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok.”
“Biz paylaşırız, sahip olmayız.varlıklı değiliz. hiçbirimiz zengin değiliz, hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. Eğer istediğiniz Anarres’se, aradığınız gelecek oysa o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum, ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir.”
“İnsanı canlı tutan bir yerden ötekine dolaşmak değil, zamanı kendi yanına çekmek. Zamanla birlikte çalışmak, zamana karşı değil.”
“Kilitli odanın dışında zamanın manzarası vardır.”
“İnsanlar büyük uzaklıkları aşamazlar ama fikirler aşabilir.”
“Her şey değişiyor, değişiyor. Hiçbir şeye sahip olamazsınız… Hele şu ana hiç sahip olamazsınız -eğer onunla birlikte geçmiş ve geleceği de kabul etmezseniz. Yalnızca geçmişi değil, aynı zamanda geleceği de, yalnızca geleceği değil, aynı zamanda geçmişi de! Çünkü onlar gerçek; şu anı gerçek kılan yalnızca onların gerçekliği.”
“Hiç kimse cezayı kazanmaz, ödülü de.Aklınızı hak etmek, kazanmak gibi fikirlerden arındırın, ancak o zaman düşünebilirsiniz.”
“Devrim zorunluluğumuzdur: devrim, bizim evrim umudumuzdur. ‘Devrim ya bireyin ruhundadır, ya da hiçbir yerde değildir. Ya herkes için ya da hiçbir şey içindir. Eğer herhangi bir şekilde sonu var gibi görünüyorsa, gerçek anlamda hiç başlamayacaktır.’ Burada duramayız. Devam etmeliyiz. Tehlikelere katlanmalıyız.”
“zamanın dışında dönüp duruyor, zamanı yaratıyordu”
“Farklı güneşlerin ışıkları farklıdır ama tek bir karanlık vardır.”
Kendimizi kendimizden, an’ı zamandan ve hangi toprak parçasında, hangi gezegende yaşarlarsa yaşasınlar tüm canlı varlıkları birbirinden ayıran duvarlar (ki bunlar sonsuza uzanıyor) yıkılana kadar her birimizin birer “olumsuz, tersine duvarcı ustası” olmamız gerek.
Ursula K. LeGuin, Mülksüzler, çev. Levent Mollamustafaoğlu, İstanbul, Metis, 2014 (Orijinal Yayın: 1974).
bi’bak – malık: “Ursula Le Guin’in Mülksüzler’i Üzerinden Bir İnceleme: Kapitalist Sistemin Üç İç Çelişkisi ve Sisteme Karşı Çıkan Bir Mimarlığın Olabilirliği” başlıklı bir tez (Didem Cengiz, 2012)
1 Comment