log-book
\ˈlȯg \ a full written record of a journey, a period of time
210916
Sinem’den el yapımı, dikişli defter. Kumaş üzerine akrilik kapak.
sinbio-topia / part II


Sinbio-topia mekansal arayışta!
İlişkileri olabildiğince arttırmayı amaçlayan bir akışlar mekanı nasıl olabilir?
Suyla, toprakla, havayla, insanla, diğer objelerle nasıl ilişkiler kurabilir? Nasıl somutlaşabilir ve deneyimlenebilir? Mesela suya yalnızca dokunmak olarak değil de, su da gerçekten bir kullanıcıymışçasına nasıl davranabilir; su, bu mekanı nasıl şekillendirebilir, değiştirebilir? Topraktan nasıl kopabilir bu mekan zaman zaman? Peki ya akışlar, çeşitli mikro ilişkiler barındıran. Bu akışlar bize bir mobilite tarifliyorsa bu nasıl karşılık bulabilir burada? Dinamizm gerçekten mekansal bir mobil oluşla mı karşılık bulur, pnömatik birtakım sistemlerle mi, yoksa sürekli değişen kullanıcılarla mı? Hareketli birtakım sistemler olacaksa da bunun asıl sebebi, sonucu, avantajı ne olacaktır?
Parçalı birimler yerine bütüncül, değişen ama tek bir söz söyleyen bir mekanlaşma önerisi bu soruların hepsine nasıl güçlü bir cevap verebilir, hem de karşı kıyıda Haydarpaşa ile birlikte, hem de üst ölçekten bakıp Kadıköy bağlamında nasıl ele alınabilir?
211118
Oğuz Atay – Tehlikeli Oyunlar

“Mektubumuz, karışık olmakla birlikte, ruhumuzun aynasıdır. Derlenip toparlanması, içimizin derlenip toparlanmasına bağlıdır. Biraz daha zamana ihtiyacımız vardır.”
“Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiçbir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum. Ha-ha.”
“İçinin biraz ısındığını hissetti. Güneşten olacak.”
“Pahalı yaşantıların yüksek soğukluğundan kurtardık kendimizi; dört renkli ve resimli bir hayatın içindeyiz. İşte özgürlük budur.”
“Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yanayım.”
“Kötü hayalleri içeri bırakma. Biz burada çok sıkışık bir durumdayız.”
“Dünyaya alışmamış ve alışamayacak adımlarla yürüyorlardı.”
” … geçmiş zamandan sıyrılıp şimdiki zamana bir yerinden tutunmak istedi.”
“Bütün dünyaya karşı susar. Dünya bu susuşu dinlemez.”
“Bir şey yapalım ki albayım, sonu gelmesin.”
“Her işin bir sonrası olmasaydı ne iyi olurdu.”
” ‘olağanüstü’ gibi bir kelimenin hırpalamayacağı sıcak dünyalar kurulabilirdi. “
“İşte insanlar böyle albayım: Kimi metafizik der, kimi de ne haber? Sonra gidip aynı bakkaldan alışveriş ederler. Bazı şeyleri hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım.”
“Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?”
“İnsana ancak hayallerinde karşı konulmaz.”
“Oyunlara pek katılmıyordum. Çünkü oyun kahramanı olmak çok zordu. Herkes, düşmanları yeniyor ve vatanı kurtarıyordu. Ben bu kadar güçlü değildim. Düşman bile olmayı beceremezdim. Çünkü düşmanların bile kendilerine göre kahramanları vardı. Oysa ben de oynamak istiyordum. Bir kenarda kendimi yetiştiriyordum; daha vakit var, diyordum.”
“İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım!”
“Bütün mesele kelimelerse, kelimelerle istediğim gibi oynayacağım. Kelimelerle yeni bir oyun kuracağım.”
“Ben yalnız sesleri dinliyorum, anlamlarla ilgili değilim. Kuş sesleri dinleyerek huzur duyanlar varmış; onlar gibiyim.”
“İçimin mevsimlerine de hiç uymaz şu tabiat.”
“Ben görünmeyen adamım: Sözler beni delip geçer. Yaralanıyorum oysa. Ben de insanım.”
” ‘Oyunlar’, dedi, ‘Oğlum Hikmet, gerçeğin en güzel yorumlarıdır. Bizim gerçek dediğimiz şey de, bazı güçlükler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır. Neden gerçeklerden kaçtığımı ben de böylece anlamıştım.”
“Çocuk kalmak iyiymiş.Biz de iyi kaldık albayım, medeniyet bizi bozamadı.”
“Albayım hayatla ilgili her şeyi biriktirmişti: İnanılmaz bir koleksiyoncuydu. Bütün hayatını, sonunda oynayacağı büyük oyun için biriktirmişti. Albayım, bir hayat koleksiyoncusuydu.”
“Göründüğümüz kadar olmayalım. Hiç olmasa, göründüğümüzden az olmayalım. Hemen tükenmeyelim. Bizden iyi bir oyun çıksın. -mış gibi yapmaktan usandım albayım.”

Fotoğraflar: Tehlikeli Oyunlar, Çevre Tiyatrosu
Oyuncu: Erdem Şenocak
http://www.semaverkumpanya.com/tr/
(11 Ekim 2014 Cumartesi, Büşra ile.)
sinbio-topia / part I



Merhaba!
Sinbio-topia; Kadıköy kıyı dolgusunda yer alan burunda, günümüz katmanında bir otopark bulunan alan için hayal edilen barınma ve bunu destekleyici birtakım alternatif öneriler de içermesi planlanan ve gelecek çerçevesinden de değerlendirilmeye çalışılan çeşitli spekülasyonlar, arayışlar, belki kayboluşlar, denemeler içermesi muhtemel bitirme projemdir. Kendisi henüz yeni yeni doğmaya başlamıştır. Zaman içerisinde onu ayakta tutacak bitakım eklemlemelerin mekanlaşma arayışında kendisine payanda etkisi yapması umulmaktadır.
Sinbio-topia 17 Ekim 2018 günü, öncesinde birkaç kişilik bilinme-duyulma oranına göre daha genişçe bir kitleye kendini duyurma ve hatta geliştirilebilmek üzere çeşitli yapıcı eleştirilerle zenginleşme şansı yakaladı. Simbiyotik mimarlık üzerine birtakım araştırmaların, ilişkilerin akışına dair sistemlerin aşama aşama modellenmesinin ve bunların Kadıköy bağlamında üst ölçekten bir daha ele alınmasının faydalı olabileceğine dair bir yorum bunlardan biri. Umarım heyecanla ele alacağım! Bir diğeri, çeşitli okumalarla derinleşebilmek üzerine; Deleuze’ün metinleri, Timothy Morton’dan Humankind gibi. Bunun dışında bir başka yorum; havanın, suyun kişileştirilmişçesine ele alınarak bu fikre nasıl etki edebileceğine dairdi. Mülkiyet kavramını sorgulamak, değiştirebilmek (Lebbeus Woods’un Horizon Houses fikrinden hareketle insan+toprak ilişkisinin değişkenliği veya çoklulaştırılması veya veya koparılması) üzerinde düşünülmesi-odaklanılması gereken bir diğer düşünceydi. Mekanik etkinin, basıncın enerjiye dönüştürülmesi sistemlerine dair – insan akışının bir enerji eldesi/sürdürülebilirlik önerisi olarak karşılık bulması – fikrin daha görünür kılınması ile ilgiliydi.
…
Çeşitli arayış ve denemelere dair gelişmeleri paylaşmak üzere,
‘mardin’ eskiz defterim
Hasan Ali Toptaş – Gölgesizler

‘şehrin ellerinden kurtulup
uzak mı uzak uzaklara…’
‘Ola ki başka yerde yaşıyorduk o an, başka bir zamanda yaşıyor ve oradan burayı düşlüyorduk düşlediğimizin farkına bile varmadan.’
‘O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz bir şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.’
‘… herkesteki anlamsızlığa bürünüp bekledi.’
‘Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor… Tekrarlardan değil, dedi; tekrarların tekrarından.’
‘Evin içindeki her şeye bakmış tek tek. Eşyaların belleğinde kendisinin nasıl bir yer tuttuğunu düşünmüş; çekip gitseymiş hangi çizgileri, hangi sesi ve hangi duruşuyla anımsarlarmış onu? Bakalım anımsarlar mıymış sonra? Derken kendisi eşya olsaymış, bir insanı belleğinde neleriyle gizleyebileceğini sormuş kendine. Ruhu daha da daralmış o sırada.’
‘içinde biriken uzaklara gidiyormuş işte’
‘orada, insana benzeyen tuhaf bir boşluk varmış. Nuri, berberin bakışları altında o boşluğa oturmuş işte, sessizce beklemeye başlamış… Bu arada, doldurduğu boşluğun (artık kim biçmişse) tam da bedenine uyduğunu düşünüyormuş.’
‘kuşsuzmuş gökyüzü, yani mavisi eksikmiş kuşlar kadar.’
‘Toprağa bakıyor sürekli ve baktıkça yüzü yüzünden kopup toprağa doğru akıyor sanki; yerden bir karış havada ikinci bir yüz oluşuyor.’
‘… , bedeni zamanın en küçük diliminden en küçük dilimine akarken yavaş yavaş katılaşıyordu.’
‘… , kendilerini kendilerine birbirlerinin görüntüsünden yansıtan kırık birer aynaydılar sanki, sır gibi büyüyorlardı.’
‘Artık gecenin içinde bekleyen bir geceydiler.’
‘Kaar nedeen yağaar, kaaarrr?’
‘Göz göre göre yok olmuştu o; kendi görünürlüğünün derinliklerine çekilmişti.’
‘kendi varlığına karışarak yok olmak’
‘başını ne denli dik tutarsa tutsun kendi içine yıkıldığı belliydi.’
‘… , rengi renklerde yankılanan uzak bir pencere görüyordum. Camları tozluydu belki, zaman cam kenarlarına kapkara bir egzoz kiri olarak birikmişti, ama bir yerlerden vuran akşam güneşiyle arada bir parlayıp sönüyordu. O onda bir kent yıkılıyordu pencerede, cama yansımış ne kadar apartman görüntüsü varsa birbirine çarpa çarpa, içlerinde yaşayan çoluk çocukla birlikte yerle bir oluyordu.’
‘Kent üst üste yüzlerce kez kurulup yüzlerce kez yıkıldıktan sonra, penceredeki insanın varlığını fark ettim birden; upuzun boyuyla’
‘öyle uzak bakıyordu ki, bedenini boşlukta yüzen bir pencerede bırakarak bu kentten çekip gittiği sanılabilirdi. Ona göre içeride mi yoksa dışarıda mı oturduğumu hala bilemediğimden şaşkındım tabii; bakışın da içerdeni, dışardanı olduğunu düşünerek gözlerimi yere indirmiştim.’
‘Belki de iki yüzlü bir pencereydi benim gördüğüm; ondan geçen bakışın hangi taraftan geldiği hem görenin hem de görülenin yaşadığı duygulara bağlıydı. Üstelik ona ille içeriden ya da dışarıdan bakılacak diye kesin bir kural da yoktu, göz yetiyorsa aynı anda iki taraftan da bakılabilirdi. Hiç kuşkusuz bu durumda kendisiyle karşılaşırdı insan; görse görse, bir pencereden eğilip bakan kendisini görürdü düş kadar yakın bir uzaklıktan… Ola ki şaşırırdı önce; bir yanıyla, yüz yüze geldiği insanın kendisi olduğuna inanmak istemezdi.
Peki, ya pencerenin karşı tarafındaki; o inanır mıydı aslında kendisinin öteki olduğuna!’
‘Bütün bunlar, zamanın kemire kemire eksilttiği tozlu birer anıdan çok, toprağını bulup yeşerememiş çürük bir umuda ya da düşe benziyordu. Gene de berber, içinde filizlenen başka yerde olma isteğinin verdiği güçle, düşsel bir kente doğru saatlerce yürüdü o gece…’
‘bulutlara basıyormuş gibi’
Sincan, 13.3.1990 – 25.9.1993
Ursula K. Le Guin – Mülksüzler
Mevcut düzenin reddedilip başka bir gezegende yeni düzenin kurulması, kurulan yeni düzenin de sorgulanarak bu düzende yer edinemeyen ve muhtemelen gerçekleştiğinde geniş çaplı ses uyandıracak bir fikrin (Genel Zaman Kuramı) ete kemiğe bürünmüş halinin(Shevek) gezegenler arası bilinmez yolculuğuna tanık oluruz roman boyunca. Anarres ve Urras arasındaki boşlukta başlayan yolculuk; iki gezegen arasındaki zamansal gitgellerle devam eder. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği birbirine bağlayan zamansal bir çemberde; holistik bir düşünceyle sunulan ütopyanın değişim süreci, başka dünyaları keşfetme ihtiyacının, bir ‘umut’un arayışıdır. Her iki gezegene ait hissedemeyen Shevek’in fikrini başka dünyalarla paylaşma ve duvarları yıkma mücadelesi, muhtemelen dönüşü tamamlanabilirse değişmiş olacak olan ütopyaya geri dönüşüyle yine Urras ve Anarres arasındaki boşlukta son bulur. Ütopyanın bir varış değil kaçış ve geri dönüş mekanı olarak ele alındığı ve diğer ütopyalardan metinsel olarak da farklılaştığı görülürken; kararlı, değişime kapalı alternatif dünyaları ve içinde bulunduğu dönemi de eleştirir. Farklılaştığı noktalardan bir diğeri de; holistik düşünce biçimiyle tartışılan, sorgulanan, sürecine şahit olunan ütopyanın yarattığı paradigmadır. Yalnızca Anarres ve Urras değil, Arz ve Hain gezegenlerinin de değişim süreçlerinden kendi dünyamızla benzerlikler bulduğumuz bu ucu açık yolculuk; bir başkasına devredilerek (Ketho) muğlak biçimde son bulmuş görünse de, şüphesiz zihinlerde yankılanarak sürmeye devam edecektir.
” Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. Ama düşünce gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı.
Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.”
” Ne kadar insan varsa o kadar değişik duygu vardı. “
” kendi mutlak yalıtılmışlığı “
” O sözü tutarak buraya getirmişti kendini: bu zamansız ana, bu dünyasız yere, bu küçük odaya, bu hücreye.”
” Düşüncelerinin çevresinde duvarlar vardı ve sürekli onların arkasında gizlendiği halde varlıklarından tümüyle habersiz görünüyordu.”
” diğer bütün dünyaları gizleyen geniş, sisli göğe bakmak istermiş gibi”
” ayışığında yıkanmış göğe el salladı”
” Dünyanız çok güzel,” dedi. “Daha fazlasını görmek isterdim.”
” Anarres’teki herkes devrimcidir, Oiie… Kişileri yönetmezler, üretimi yönetirler.”
” görkemli düşlemek”
” Ama nasıl ki gelecek kesin olarak geçmişe dönüşüyorsa, geçmiş de geleceğe dönüşür.”
” Dünyasının ışığı boş ellerini dolduruyordu.”
” karmaşık organiklik ilkesi”
” kaçınılmaz merkezileşmenin kalıcı bir tehdit olduğu”
” yeni dünyalarını şiire dönüştürme çabaları”
” zaman topolojisi”
” … , düşlerle o kadar doluydu ki. Canlı düşler görüyordu, düşler çalışmasının bir parçasıydı. Zamanın, kaynağına doğru yukarı akan bir ırmak gibi kendi üstüne katlandığını görüyordu. İki anın eşzamanlılığını iki elinde tutuyordu, ellerini ayırdığında iki anın bölünen sabun köpükleri gibi ayrıldıklarını görerek gülümsedi.”
” Duvarların yıkılmasını istiyorum.”
” ‘Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; bir suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.’ Toplumsal Organizma. “
” Zaman’ın evrene yayılması “
” zamansal tersine çevrilebilirlik “
” Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi reddederek – değişmeyi reddederek.”
” Değişme özgürlüktür, değişme yaşamdır.”
” Aslında hiç düşünmemek her zaman daha kolay. Şirin, güvenli bir hiyerarşi bulup yerleş. Değişiklik yapma -onaylanmama tehlikesine düşme- . Yönetilmeye izin vermek her zaman en kolay şey.”
” … fikirlerini geceyarısı fısıltıları halinde duymak istemiyorum.”
” Müzik katılım gerektiren bir sanattır, tanımı gereği organik ve toplumsaldır. Elimizden gelen en soylu toplumsal davranış biçimi olabilir. Kesinlikle bir bireyin üstlenebileceği en soylu işlerden biri. Hem de doğası gereği, her türlü sanatın doğası gereği, bir tür paylaşmadır.”
” ‘Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, ‘ dedi, ‘hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar… Ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın -ara vermeyi. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. “
” Çevresine bir duvar örülmesine izin vermiş ve bunu hiç fark etmemişti. Bir mülkiyetçi gibi sığınmayı kabul etmişti.”
” zamanın ‘geçtiğini’, önümüzden akıp gittiğini düşünürüz; ama ya biz öne doğru geçmişten geleceğe, sürekli yeniyi keşfederek gidiyorsak? Böyle bir zaman akışı, biraz kitap okumaya benzerdi, anlıyor musunuz? Kitap orada, tümüyle, kapağının içinde. Ama öyküyü okumak ve anlamak istiyorsanız, ilk sayfadan başlamalı, sonra ilerlemeli, hep sırayla gitmelisiniz. Böylece evren çok büyük bir kitap, biz de onun çok küçük okuyucuları olurduk.”
” Ardışıklık bizim doğrusal zaman duygumuzu ve evrim kanıtlarını gayet güzel açıklıyor. Yaratmayı ve ölümlülüğü de içeriyor. Ama orada duruyor. Değişen her şeyle ilgileniyor, ama nesnelerin aynı zamanda nasıl kalıcı olduklarını açıklayamıyor. Yalnızca zamanın okundan bahsediyor – ama zamanın çemberinden asla bahsetmiyor.
‘Çember mi?’ diye sordu sorguculardan nazik olanı, anlamak için o kadar açık bir çaba gösteriyordu ki Shevek Dearri’yi unuttu ve coşkuyla konuşmaya girişti, elleriyle kollarını sanki dinleyicisine bahsettiği döngüleri ve salınımları maddeselolarak göstermek istermiş gibi sallıyordu. “Zaman bir doğru olarak ilerlediği kadar döngüseldir de. Dönen bir gezegen: görüyor musunuz? Bir döngü, güneş etrafında bir yörünge bir yıl ediyor, değil mi? İki yörünge iki yıl, falan, yörüngeleri sonsuza dek sayabilirsiniz – bir gözlemci sayabilir. Aslında zamanı böyle bir sistemle sayarız – zaman sayacını, saati bu oluşturur. Ama sistemin, döngünün içinde, zaman nerededir? Başlangıç ve bitiş nerededir? Sonsuz yineleme zamansız bir süreçtir. Zamansal olarak görülebilmek için bir başka döngüsel veya döngüsel olmayan süreçle karşılaştırılması gerekir. Bu çok garip ve ilginç bir şey.
Atomların, biliyorsunuz, döngüsel bir devinimi vardır. Kararlı bileşikler birbirlerine göre düzenli, döngüsel bir devinimi olan bileşenlerden oluşur. Aslında, maddeye yeterince kalıcılık verip evrimi olanaklı kılan, atomun minik, zaman açısından tersine çevrilebilir döngüleridir. Art arda eklenen minik zamansızlıklar zamanı oluşturur. Sonra, daha büyük bir ölçekte, kainat: bütün evrenin döngüsel bir süreç, bir genişleme ve daralma salınımı olduğunu, öncesi ve sonrası olmadığını düşünüyoruz. Yalnızca, içinde yaşadığımız büyük döngülerin her birinin içinde doğrusal zaman, evrim, değişme vardır: O halde, zamanın iki veçhesi var. Birincisi onsuz hiç değişmenin, ilerlemenin, yönün veya yaratmanın olmadığı ok, akan ırmak var. Sonra da onsuz karmaşanın hüküm süreceği, anların anlamsızca art arda dizileceği, saatlerin, mevsimlerin veya verilen sözlerin olmadığı bir dünyada yaşayacağımız çember veya döngü var. “
” Siz zenginsiniz, siz sahipsiniz. Biz yoksuluz, biz yoksunuz. Sizde var, bizde yok. Burada her şey çok güzel. Güzel olmayan yalnızca yüzler. Anarres’te hiçbir şey güzel değildir, yalnız yüzler güzeldir. Diğer yüzler, erkek ve kadın yüzleri. Bizim onlardan başka bir şeyimiz yok, birbirimizden başka bir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. Gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz. Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizde görebildiğim yalnızca bu- duvar, duvar!”
“boş ellerinde gelecek zamanı taşıyarak”
” ‘Eğer zamanın geçmesi insan bilincinin bir özelliğiyse, geçmiş ve gelecek insan aklının işlevleridir.’ Ardışıklık öncesi bir filozoftan, Keremcho’dan bir alıntı.”
” … , eğer hiçbir yön seçilmezse, eğer insan hiçbir yere gitmezse, hiçbir değişme olmaz. İnsanın seçme ve değişme özgürlüğü kullanılmamış olur, tıpkı insan hapishanede, kendi yaptığı bir hapishanede, içinde hiçbir yolun diğerinden daha iyi olmadığı bir labirentteymiş gibi. “
” insan ırkı, … zamana bağımlı bir tür “
” zamanın aslında tersyüz edilmiş mekan olduğunu, uzaklığın ise ışığın ikincil özelliklerinden biri olduğunu “
“Burada fikirlerin de Devlet’e ait bir mülk olduğunu anlamamıştım.”
“Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok.”
“Biz paylaşırız, sahip olmayız.varlıklı değiliz. hiçbirimiz zengin değiliz, hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. Eğer istediğiniz Anarres’se, aradığınız gelecek oysa o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum, ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir.”
“İnsanı canlı tutan bir yerden ötekine dolaşmak değil, zamanı kendi yanına çekmek. Zamanla birlikte çalışmak, zamana karşı değil.”
“Kilitli odanın dışında zamanın manzarası vardır.”
“İnsanlar büyük uzaklıkları aşamazlar ama fikirler aşabilir.”
“Her şey değişiyor, değişiyor. Hiçbir şeye sahip olamazsınız… Hele şu ana hiç sahip olamazsınız -eğer onunla birlikte geçmiş ve geleceği de kabul etmezseniz. Yalnızca geçmişi değil, aynı zamanda geleceği de, yalnızca geleceği değil, aynı zamanda geçmişi de! Çünkü onlar gerçek; şu anı gerçek kılan yalnızca onların gerçekliği.”
“Hiç kimse cezayı kazanmaz, ödülü de.Aklınızı hak etmek, kazanmak gibi fikirlerden arındırın, ancak o zaman düşünebilirsiniz.”
“Devrim zorunluluğumuzdur: devrim, bizim evrim umudumuzdur. ‘Devrim ya bireyin ruhundadır, ya da hiçbir yerde değildir. Ya herkes için ya da hiçbir şey içindir. Eğer herhangi bir şekilde sonu var gibi görünüyorsa, gerçek anlamda hiç başlamayacaktır.’ Burada duramayız. Devam etmeliyiz. Tehlikelere katlanmalıyız.”
“zamanın dışında dönüp duruyor, zamanı yaratıyordu”
“Farklı güneşlerin ışıkları farklıdır ama tek bir karanlık vardır.”
Kendimizi kendimizden, an’ı zamandan ve hangi toprak parçasında, hangi gezegende yaşarlarsa yaşasınlar tüm canlı varlıkları birbirinden ayıran duvarlar (ki bunlar sonsuza uzanıyor) yıkılana kadar her birimizin birer “olumsuz, tersine duvarcı ustası” olmamız gerek.
Ursula K. LeGuin, Mülksüzler, çev. Levent Mollamustafaoğlu, İstanbul, Metis, 2014 (Orijinal Yayın: 1974).
bi’bak – malık: “Ursula Le Guin’in Mülksüzler’i Üzerinden Bir İnceleme: Kapitalist Sistemin Üç İç Çelişkisi ve Sisteme Karşı Çıkan Bir Mimarlığın Olabilirliği” başlıklı bir tez (Didem Cengiz, 2012)
easa eskiz defterim
Flexible (Learning) Spaces
People’s necessities generally show an alteration. A person tends to change the circumstances to adapt to these alterations. Thus, human and environment establish a dynamic relationship which changes and transforms each other. The notion of flexibility expresses the context of adapting to different situations and conditions. The idea of flexibility is an important factor to make this dynamic relationship between human and environment possible. The word “flexibility”, has many meanings in usage with reference to varied associations, as Schneider and Till states, that is “a shock absorber, there to soak up the dynamics of living” (2007, p. 5). Nowadays, in view of all this information, the flexibility which is an important subject of the architecture, generates different alternatives by designing the spaces itself and its function, and socio-spatial interactions inevitably. As a matter of individuality and social interactions which occur among humans, the environment and the built environment; tangible and intangible responses/provisions should be produced for shifting spatial and social circumstances by creating flexible architectural solutions.
Flexible approaches in the educational context are intangible responses that should be produced for different possibilities and circumstances. To begin with, educational systems can make various contributions to flexibility by different methods for teaching and learning. One of the methods is integration of technological improvements to the education systems. As Marmot indicated, using current technological facilities to provide learning has grown in the last decades and learning process can happen ‘anywhere’ by this way. For example, students from different places of the world get chance to share notions with not only other students but also lecturer at the same time by means of a digital classroom called as HBX Live in Harvard Business School ( 2017, para. 4). Considering the information above, it can be predicted that virtual learning methods allow a changed learning process to take traditional educational methods’ place. As another method, learning individually or collectively affects flexibility in various ways. According to Martin, the Ideo team improved a blended learning model that combines technology-driven individual learning and on group learning led by teacher. Since the team designed classrooms with changeable dimensions by means of sliding walls, one teacher has an opportunity to oversee two classes simultaneously (2014). This blended learning model is a composed group and solo learning. As mentioned by OECD, while group learning contributes to students with increased abilities such as collaboration, teamwork and leadership; individual learning has positive effects to improve autonomy, focus, and responsibility for students’ own learning (2015). Surely, learning individually or collectively even in technology-supported way affects positively the education. In addition to these, flexibilities can be achieved between different education levels. Paker Kahvecioğlu asserts that as a creative climate, the design studio is a place for sharing and clarifying the architectural information for using existing stereotype and templates, besides a productive environment open to use of information falling within the scope of other disciplines, for creating new design knowledge and thoughts and for teamwork. The design studio hosts not only “intellectualization, communication, transition, interaction, sharing and participation”, but also “games and fun” (2007). Similarly, as Layden stated, the vertical studio enables students to learn without year limitations, with the knowledge and abilities from higher levels to lower (2010). In the light of all this information, it can be said that as an interdisciplinary learning place architectural design studio with vertical organization increases interactions and creativity by flexing the year boundaries between students. Consequently, considering new attitudes in educational systems opens new horizons in educational context.
Aside from educational systems as intangible responses for offering flexibility, other flexible approaches can be seen in educational buildings as tangible responses in the educational context. Primarily, changeable spaces indoor of the schools can be provided to pupils for different activities by various arrangements. One way of doing this is the organization of physical conditions to create flexible areas in the building. For example, designing through thinking the possibilities of different light, color, texture, and material types can present various spatialities. According to Cengizkan, Burntwood School has galleries with two-floor height at the end of the corridors. These high galleries can be used as a library, undefined socializing spaces or an interactive theatre. There are also open-air classrooms at the top of the blocks that offers full of daylight and breathing space for the students. “Communication-flexibility, socialization-mobility, dialogue-dynamism, participation-transparency, interaction-permeability” are the main themes of new educational aspects for constructing new educational spaces (2017, p.19). Ideally, architectural transformations can make the school buildings more functional, participative, and dynamic. In addition, flexible areas in the educational building can be organized by means of dimensional architectural decisions. As mentioned by Commission for Architecture and the Built Environment, generating a very flexible building – for instance, with vast amount of transportable partitions – is normally very costly and can only be justified where the changes are likely to be common and crucial. If it is only going to be moved yearly, there is no need to put “in a large, sliding, soundproof partition”. In addition, it is sensible to abstain from structural systems that making it difficult and expensive to move walls and suitable in the future load-bearing cross walls between classrooms. A building with a wooden, concrete or steel frame will usually be more suitable in the future (2007). Considering the information above, it can be said that partitions that could make dimensional changing in the building relate to the usage frequency and material decisions. On the other hand, flexible spaces can be generated also for outdoor of the educational buildings. The material decisions in outdoor design have an important effect to create flexible spaces for student’s leisure time activities. Hoffmann states that Lichtenbergweg Kindergarten for a hundred children was designed for the present, dense population of mature trees stayed largely undamaged, and different playing areas with varied sheltered places and created courtyard conditions. Fittingly to the Saxon education plan, there is a collaboration between architecture and education in the building. Varied spatial experiences and learning environments were created with lots of opportunities for communication, visual references, and views through the building’s interior, as well as exterior spaces (2014). Clearly, it is important that increasing the flexible interactions not only indoor of the buildings but also outdoor of the buildings. It is obvious from the above that schools shaping differently by designers should be flexible to provide changing situations in the educational framework.
Taking all this into consideration, it can be said that, as solutions related with the issue of flexibility for architecture have critical importances. Considering education systems and educational buildings with outdoor and indoor should be shaped differently to respond changing situations. Since today’s world is getting complex and fast, the requirements of adapting to daily life is increasing. Thus flexible spaces is a lot more issue than before and it seems that it will become even more important in the future. For that reason, possibilities of flexible spatialities should be reconsidered and be understood to reproduce new kind of opportunities by using our experiences. Further research into the roles of flexibility about both spatial and social issues in many aspects are recommended to exploring new horizons of their particular potentials.
Fuji Kindergarten | Tezuka Architects







Sketches: Boğaçhan Dündaralp


P.S. The introduction and conclusion parts have been written with my two other friends -İdil(Bayar) and Cemil(Çalkıcı)- collectively entitled ‘The roles of flexibility about both spatial and social issues in many aspects’ .

























































Fredericia, Denmark












